Bugün - 30 Kasım 2020 Pazartesi
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Gökmen Özmenteş

Gökmen Özmenteş - Ah Bu Hipotez Bağımlılığı...

Ah Bu Hipotez Bağımlılığı...
Yazı Tarihi: 15 Mayıs 2020 Cuma

Pozitif bilimlerde “sistematik hata” ya da araştırmacının verileri bilinçli/bilinçsiz arzu ettiği sonuçları gösterecek şekilde manipüle etmesi olarak tanımlanan hipotez bağımlılığı sosyal bilimlerde de oldukça yaygın olabiliyor. Çoğu zaman kerameti kendinden menkul yorum ve retoriklerin ardına gizlenen bu bağımlılık araştırmacının derdinin “gerçekler” değil, kendi statüsü ya da egosu olduğunu düşündürüyor. Konu da böylelikle akademik kültür ya da etikten çıkıp psikolojiye dek varan bir “insani zaaflar” noktasına varıyor. Sosyal bilimin çoğunlukla pozitif ve maddi kanıtların üzerinde şekillenen yorumcu karakteri bu göstergelerin yorum biçimini araştırmacıya bıraktığından araştırmacının pozisyonu hayati bir önem kazanıyor. Canla başla kendi iddiasını ve perspektifini desteklemeyi bir namus meselesi gibi ele alabilen araştırmacı “diğer perspektifi” kasten ya da o andaki hırsla eliyor, yok sayıyor. Bu durumda da mesele bütüncüllüğünü kaybedip araştırmacının bilincinin domine ettiği çalışmayı maalesef bilimsel olmanın dışına taşıyor. Bourdieu’nun ünlü Ayrım’ında çok sayıda sayısal veri üzerine yürüttüğü o devasa yorum düşünülürse, sayısal veri-saha verisi-yorum gücü ilişkisi önemini tekrar tekrar ortaya koyacaktır.

Kavramsal-teorik repertuarlar üzerinde inşa olan sosyal bilimde araştırmacının/yazarın kendi iddialarının dışında kalan “Dark Side of the Moon”u sansürlemesi sıkça karşılaştığımız bir duruma dönüştü. Özellikle müzik alanında oldukça geniş bir ağsı yapıya kavuşmuş olan kanonik replikant cemaatin mensuplarınca kaleme alınan yüksek düzey moral panik dozlu yazılar bu tür bir hipotez bağımlılığının eşsiz örnekleridir. Örneğin “popüler müziğin anlamı” hatta “anlamsızlığı” üzerine yazılan yazıları da bu minvalde ele almak gerekir. Bu tür çalışmalara imza atanların kavramsal arka planına Adorno gibi büyük bir isim başta işine gelen yazar görüşlerini almaları onlara yeterli gelmektedir. Böylelikle modernitenin çok sevdiği büyük ve kutsal anlatılar koptuklarını iddia ettikleri dini yapıların “güvenilir ve kutsal figürler” üzerinden meşruiyet kazanma anlayışını devam ettirerek oldukça kullanışlı malzemeler olarak hipotez bağımlılarına hitap edebilmektedir. Kavramsal şemasını sadece Adorno’ya dayayan biri, Adorno sonrası literatürü yok saymakla kalmayıp ciddi anakronik yanılgıların da eşlik ettiği metinler üretebilmekte, müzikte anlam üretimini “tekeline” alabilmekte ve sadece kendi amacına yönelik alıntı metinler ile hipotez bağımlığının örneklerini vermektedir. Bu noktada merak ettiğim Adorno sonrası literatürün bilinmemesi midir yoksa kasten görmezden mi gelindiğidir. Hangisinin doğru olduğunun aslında bir önemi yoktur. Çünkü her iki durumun da geçerliği akademik açıdan çok olumsuz noktaları işaret etmeye müsaittir.

Hipotez bağımlığı içeren çalışmalara örnekler vererek konuyu derinleştirmek mümkün elbette. Ancak sayısı oldukça fazla olan bu tür müzikbilimsel (?) çalışmaların yazarları ile kişisel polemiğe girmeye pek niyetim yok açıkçası. Peki hipotez bağımlığını üreten koşullar nelerdir? Öncelikle literatür takip etmemek, yetişme koşullarındaki kültürel ve ideolojik arka plana sadık kalma dürtüsüdür. Bu konuyu Doğan Gürpınar[1] çok net ifadelerle özetlemiştir:

…Yeni dönüşen talep ve süreçleri algılayıp anlamlandıramayan entelektüeller, bir zaman için “ilerici” oldukları için bulundukları noktada “aynı kalmalarından” dolayı reaksiyoner noktaya düşmüşlerdi. Bunda elbette Türkiye sosyalizminin miras aldığı ve kodlarında yer tutan Kemalist milliyetçilik ve otoriteryenizmin payı vardır. Ancak, bir tarihsel süreçte anlamı olan, bir bağlama oturan ön kabullerin pekâlâ başka bir zamansallıkta karşılıksız kaldığını idrak etmek için insanların kendilerini yenileyecek, güncelleyecek araçlara sahip olması gerekmektedir. Elbette, içinde şekillenilen ideolojik formasyon bunun bir sebebidir. Sosyalist, Kemalist ve o dönem solda duran akademisyenlerin; iki, üç, on yıl sonraki bu tıkanmışlıklarında, mevcut akademik literatürü takip etmemeleri ve böyle bir akademik okur-yazarlık kaygılarının olmaması da esaslı bir nedendi. Zira, kendini güncelleyebilmek ve ilerleyen yaşa rağmen bunu başarabilmek için, buna uygun donanıma sahip olmaya ihtiyaç vardır.

Bir dönemin akademisyenlerinin güncel olanı, diğerini, farklı teorileri, yöntemleri, eleştirileri takip etmemesi ya da etmek istememesi onları kaçınılmaz şekilde birer ideolog’a hatta popülist ideolog’lara dönüştürmektedir. İlginç olan kendi kitlesini oluşturabilme potansiyeline sahip bu yarı-kutsal seküler figürleri takip eden yeni nesil sadık bir kitlenin varlığıdır. Bilimsel eleştiri ve şüphenin kenara bırakıp kanonik replikant cemaatin bir üyesi olmanın verdiği konfor ve çıkarı “gerçeğin” yaklaştıkça uzaklaşan doğasının peşinden koşmaya tercih eden bu kitle kendince bir ülkü ve idealin peşinde koşmakta ve eylemlerini anlamlı amaçlarla açıklamaktadır. Diğer perspektifler kimsenin umrunda değildir. Post-truth’un dünyayı yönettiği bir çağda “gerçek” sadece geride bırakılmış bir ideali temsil etmektedir artık. Dünyayı ve insanlığı bekleyen asıl tehlikelerden biri de bu post-truth pandemisi ve mikro düzeydeki ideolojik grup üyelerinin kısa vadeli çıkarlarının bilimin ve yeniden doğuşun ruhundan tamamen uzaklaşmasıdır.

Hermenetik, söylem analizi, eleştirel söylem analizi, karma yöntemler, gerçeğin “bütüncül doğasını” ve “diğerinin” kabulünü içeren yaklaşımlar ile yürütülen araştırmalar iyiden iyiye çöken küreselleşme ve küresel dünya ülküsü gerçeği sonucunda kaçınılmaz statüye kavuşmuştur. Edward Said’in ifadesiyle “insani eylemlerin çeşitliliği” dikkate almamız gereken ana bir motto olarak günümüz dünyasında daha da bir anlam kazanmakta, evrensel standartlar üretme derdindeki modern (çağdaş) dünyanın post-mortem söylemleri sadece ve reelde geçmişin kanonlarına birer kalp masajı olmanın ötesine geçememektedir. Hipotez bağımlığı yeni nesil bir etnosentrizm/egosentrizm üretme potansiyeli yanında günümüzün yükselme derdine düşmüş, puancı homoacademicus-entelektüelinin son kullanım tarihi geçmiş bir yöntemidir.

_______________________________________________

 [1]https://daktilo1984.com/yazilar/akademik-okur-yazarlik-vs-okuma-kultu-otorite-ayin-ve-kutsama/?fbclid=IwAR0gD_BAAQClX1FV_baEdTambXEjv33rpoUZiFEk_kBJ2AQ46AWpuC9t5Gs#.XrlH871x76E.twitter

 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Maverıck Sabre vesilesiyle…
Değişime direnmek…
Atiye, Şaman Teyzeler ve kriptomnezi...
Müzik Eleştirileri -1- "Samida Doğal mı?.."
Toplumun "Korkuluk Argümanı" ve “Halil Sezai olayı”… Gökmen Özmenteş
Görüşme odaklı çalışmalar bir şey söylüyor mu?..
Müzik gerçekten birleştirir mi?..
Müzik eğitimi ve eğitimcileri uzaktan eğitime ne kadar hazır?
Branş öğretmenlerinin ilköğretimde derse girmesi...
Sosyalleş diyorum sana…Yalnız şey!..
Murat Karahan konseri ve apolitik bir beğeninin olanağı…
“Ruhan Alpaydın - Batı Müziğinin Yakın Doğu Kökleri“ yazısına değerlendirme ve katkı...
Twitter Aforizmaları Twitizma’lar ve Yararları…
Ah Bu Hipotez Bağımlılığı...
Sanal korolar, ses bağışı ve müzikte sosyal sermaye…
Müzikal post-truth pandemisi ve etik…
Müzik, ideoloji ve zizek
Müzik ve şiir için kaygılanmak…
Tanıdık bir öykü bu…
Musiki Muallim Mektebi Çalıştayı’nın ardından…
Celal Şengör vesilesiyle: “Milli musiki” fikri ne kadar milli?
Bir Müzik Eleştirisi Talebi ve Müzik Camiamızın Hal-i Pür Melali…
Sanat insan seçmez, seçim kültüreldir...
Türküler bizim...
Tekelleştirilmiş entelektüelizm…
Biriktirilmiş entelektüel refleks ve eril elitizmin sembolik şiddeti…
Parazit Melodi Sendromu
Climax: Foucault ve müzik perspektifinde bir analiz…
Gerçek klasik müzik bu değil…
Yeni bir "Müzik Tarihi Kitabı" vesilesiyle…
Popüler müzik videolarında ezoterizm ve bir analiz…
Diğer Yazarlar

Tarihe Not Düşmek…
Açılımcılar - yorumcular- sanatçılar (Hangisinden yad eyleyim gönlümü)…
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -13-
TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Maverıck Sabre vesilesiyle…
Prof. Önder Kütahyalı'yı sonsuzluğa uğurladık...
İlginç tanıdıklarım oldu…
Koro sendromu…
İşlevsel Müzikoloji - Functional Musicology…
Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Neveser Kökdeş olayı…
Müzikoloji ve Gökhan Yalçın’ın Kevseri Mecmuası...
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Türk müziğinde yeni bir jenerasyon geliyor derken, dejenerasyon geliyormuş da haberimiz yokmuş…
(Göktan Ay)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,27ms