Bugün - Tuesday, February 3, 2026
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulasin
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Bülent Aksoy

Bülent Aksoy -  İzmir’in içinde vurdular beni…

İzmir’in içinde vurdular beni…
Yazı Tarihi: Monday, May 5, 2025

İzmir’in içinde vurdular beni…

Hicazkâr faslının istisnasız her icrasında okunan, bestekârı bilinmeyen  9/8’lik bir aksak şarkı vardır; “İzmir’in içinde vurdular beni” diye başlar. Genellikle faslın son parçası olarak, çok oynak bir giderde okunur. Solo olarak okunduğunda da oynak bir şarkı olarak seslendirilir. Ezginin kendisi çok güzeldir.  Ama güftesinin bir yeri var ki, şarkı okunurken ezgisi oraya gelince duymamak için kulaklarımı tıkamak isterim. Korkunçtur oradaki sözler. Bu şarkının TRT Müzik Dairesince “Hicazkâr türkü, yöre İzmir, No. 6793” başlığı altında verilen notasının altındaki sözleri şöyledir:    

 

İzmir'in içinde (yelelim / güzelim / civanım) aman kurulur pazar

İzmir'in çapkını (yelelelellim) aman pazarı bozar

Eğri giy fesini civanım aman değmesin nazar

Öteki yandan dolaş (yelelelelim) aman taşın üstüne

Beriki yandan dolaş (yelelelelim) aman taşın üstüne

 

Nakarat. Ah şundan bundan a hanım pek istiyor a canım

Çalparanı al da gel gel oyna

 

İzmir'in içinde güzelim / civanım aman vurdular beni

Al kanlar içinde (yelelelellim) aman koydular beni

Yârin çevresine güzelim aman sardılar beni

Öteki yandan dolaş (yelelelelim) aman taşın üstüne

Beriki yandan dolaş (yelelelelim) aman taşın üstüne

 

Nakarat. Ah şundan bundan a hanım

Pek istiyor a canım

Çalparanı al da gel, gel oyna

 

      Net’teki uskudarmusikicemiyeti.com, omarsiv.istanbul.edu.tr, neyzen.com, notaarsivleri.com, defteriniz.com, divanmakam.com, salihbora.com, yedinota.com, sarkilarnotalar.blogspot.com adlı sitelerde verilen güfteler değişmiyor.

   Üçüncü dizede “Eğri giy fesini” dendiğine bakılırsa, bu ezgi, fesin giyim kuşamın bir parçası olduğu on dokuzuncu yüzyılın ikinci çeyreğinden sonra (Sultan II. Mahmud döneminde) söylenmeye başlamış. Aslında bir “şarkı” değil, türküdür. Ezginin birinci kıtası pek çok türküde, manide  görüldüğü gibi, birbirinden tamamıyla kopuk, anlam verilmesi zor sözlerden kurulu.

    Fasıllarda da, sololarda da bu güftenin hep ikinci kıtası okunur. İkinci kıtada verilen hikâyeye göre, bir genç öldürülüyor, belki de bir cinayet diyoruz ilk bakışta. Ölen gencin cesedi sevdiği kızın çevresine sarılıyor. Çevre bir çeşit dantelli yemeni ya da yağlık. Çok acı bir tablo. Ama bu acı teması sürdürülmüyor güftede. Bu tablo ile birinci kıta arasında hiçbir anlam bağı yok. Ayrıca, “Şundan bundan a hanım” ne anlama geliyor, anlaşılmıyor; ama “canım pek istiyor, ne olur çalparanı al da gel, oyna” derken bir kadına ya da rakkaseye oynama teklifinde bulunuluyor! “Ahlaksız teklif.”  Aslında, yukardaki güftede iki ayrı “ses” var; birinci ses öldürülen kişinin sesi, ikincisi ise ölen kişinin ardından saz çaldıranın. Şundan bundan a hanım”dan sonrası belki de başka bir güfteden buraya bulaşmış. Bu uyumsuzluklar güftenin sahihliğinden şüphelenmek için yeterli.

    Türkünün ilk ses kaydı Münir Nurettin Selçuk’un Odeon gramofon plaklarına (LA 270908 a) okuduğu plak. Selçuk biraz değişik bir güfteyle okumuş, daha doğrusu güfteyi değiştirmiş, “pek istiyor a canım”ı çıkarmış. Ezgide de bazı küçük değişiklikler var.  Ama ikinci kıtadaki malum yere hiç dokunmamış. İlk dizedeki “yelelim / güzelim / civanım” yerine “cananım” kelimesini kullanmış. Bu plaktaki güfteyi görelim:

 

İzmir’in içinde vurdular beni

              Al kanlar içinde koydular beni

                             Yârin çevresine sardılar beni

                               Öteki cânân beri çemen üstüne

                               Yıkılır kâkülü bir yan üstüne

 

                               Şundan bundan hanım

                               Bir parçacık a canım

                               Çalparanı al da gel

                               Sen de oyna

 

    Selçuk şarkının akışı içinde “Gerçi kimse görmemiştir cân bedenden gittiğin / İşte ben gördüm gözümle kendi cânımdır giden” dizelerini gazel olarak okumuş. Bu beytin şarkıya eklenmesi güftedeki ölüm temasına uygun düşüyor, ama çalparayla raksın üstüne bu gazelin okunması güftedeki garabeti değiştirmiyor. Münir Nurettin bu türküyü yıllarca yönettiği Istanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyetine bende bir kaydı bulunan bir konserinde de okutmuş. Büyük bir neşe, coşku içinde okumuş koro.    

   Müzeyyen Senar ise güftenin başındaki hitap sözünü kadın ağzına uygun düşürerek “civanım” diye seslendirmiş. Başka icralarında  “güzelim” diye de okumuş. Ama bu küçük değişikliğin hiçbir önemi yok bu türküde. Onun dışında, Senar, ezginin yukarda verilen en yaygın biçimini kullanmış güfte olarak.    

   Hacı Arif Bey’in hazırladığı Mecmua-i Arifi’de yukardakilere hiç benzemeyen, okuyanı utandıracak derecede edepsiz bir güftesi var.  Bu güfteyi okuyalım.

 

İzmir'in içinde kurulur pazar

Kaldır fistanını değmesin nazar

İzmir'in güzelleri ikide bir azar

 

Nakarat:  Haydi git oğlan dolaş (yele le leylim) çemen üstüne

İder fesin ye le le le leylim bir yan üstüne

 

İzmir'in içinde ["içini" olmalı] duman bürüdü

Herkes sevdiğini aldı yürüdü

Benim sevdiğim onda bir idi

 

Nakarat…

İzmir'in arkası Aydın dağıdır

Sensiz şeker yesem bana ağudur

Sevdim seni oğlan sözün şimdi sağıdır 

 

Nakarat…[1]

 

   Mecmua-i Arifî 1873’te basıldığına göre, türkünün on dokuzuncu yüzyılda bestelendiği anlaşılıyor. Bu güftede çok büyük bir değişiklik var: cinayet, ölüm yok. Günümüz Türkçesinde dilden düşmüş olan “fistan” tek parçalı bir kadın giysisidir. Bir çapkın erkek türküsünü andıran ilk üçlük çok kaba olsa da güftede “Şundan bundan a hanım”lı son kesit yok. Şiir 6+5’lik hece vezniyle söylenmiş. Yine iki ses var: kadın ağzından mı, erkek ağzından mı söylenmiş, belli değil. Ahmet Şevket Tezel hazırladığı güfte derlemesinde Arif Bey’deki güfteyi olduğu gibi almış, ama fazladan, bestekârını Denizoğlu Ali Bey adına kaydetmiş.[2] Yeni harflerle basılan Etem Üngör’ün Güfteler Antolojisi ile Sadun Aksüt’ün Güfteler Hazinesi’nde vezne uymayan çalparalı sözler değişmemiş.

    Türk dili ve halk edebiyatı üzerindeki geniş kapsamlı eserleriyle tanıdığımız  Macar halkbilimi araştırmacısı Ignácz Kúnos’un 1889’da yayımladığı  Oszmán-török népköltési gyűjtemény [Osmanlı-Türk Halk Edebiyatı Derlemesi] adlı kitabının ikinci cildinde yer alan türkü güfteleri arasında bu ezginin dört ayrı yazımı bulunuyor. Kúnos derlediği türküleri şu beş bölüme ayırmış: maniler, sevda türküleri, askerlik ve eşkıya türküleri, bekçi-ramazan türküleri, çeşitli türküler.[3]

  Sevda türküleri arasında  Arif Bey mecmuasındaki güftenin nerdeyse aynısı var. Sadece ilk üçlüğünü yazayım: İzmir’in içinde kurulur pazar / Kaldır fistanını değmesin nazar / İzmir’in güzeli yılda bir azar (64 no.lu  türkü, s. 56). Geri kalan üçlüklerden ikisi aynı, ama sonuna şu üçlük eklenmiş: “İzmir’in yolları işlemez oldu / Benim de kır atım kişnemez oldu / Ben de bu ayrılık işlemez oldu.”  

   Türkünün aynı eserdeki asker-eşkıya türküleri arasında başka bir yazımı var. Bu kez “Yürük yaylasında bir yeşil çadır” diye başlayan beş kıtalık bir güftenin ikinci ve beşinci kıtaları  arasına girmiş Arif Bey’deki ilk üçlüğün bir benzeri (15. no.lu türkü, s. 100-101).  Bunlar da şöyle: III. kıta - “İzmir’in içinde kurulur pazar / İzmir’in çapkınları  pazarlık bozar / Kaldır fistanını değmesin nazar / IV. kıta - İzmir’in içinde vardır meyhane / Sırma bıyıklarım boyandı kana / Acılar görmesin doğuran ana.” Bunlar da kırık dökük, birbirinden kopuk dizeler. Ama dördüncü kıtada “bıyıklarım boyandı kana” dendiğine göre, öldürülen biri var.

   Kúnos’taki üçüncü yazımı. “Yanya’nın içinde bir yeşil bayrak / Bir yanı bal olmuş, bir yanı kaymak / Sen kimin yârisin her yanın oynak” üçlüğüyle başlayan dört kıtalık başka bir güftenin de son kıtası şu üçlük: “Yanya’nın içinde vurdular beni / Al kanlar içinde koydular beni / Yârin çevresine sardılar beni.”  (11 no.lu türkü, s. 97-98)  İzmir’den vazgeçiliyor, Yanya’da kan dökülüyor. Buna bir kenara bıraksak bile, ilk üçlük ile son üçlük anlamca yine uyumsuz. Aslında halk musıkisinde bu da  yaygın bir uygulamadır: başka bir güfteden alınan ikilikler, üçlükler, dörtlükler yeni bestenin bir yerine olduğu gibi, ya da küçük değişiklerle aktarılır. Kúnos’ta örnekleri bol. Burada üzerinde durduğumuz güftedeki tutarsızlık da buna benzer bir uygulamanın izleri gibi duruyor. Fakat mesele aktarma işlemi değil, aktarımın bu derece münasebetsiz olmasında.   

    Açıkça görülüyor ki, bu güfte savrula savrula tanınmaz hale getirilmiş. Ignácz Kúnos’un yine asker-eşkıya türküleri arasında yer verdiği, öteki güftelerin hepsinden daha ciddi bir güftesi de var, dördüncü yazımı. Türkünün tamamını yazıyorum:

      İzmir’in yolunda vurdular beni 

      Al kanlar içinde koydular beni

      Kızın çevresine sardılar beni

 

       İzmir’in yolunda bir sıra diken

       Kör olsun dikeni yollara eken

       Ayrılıktır benim belimi büken

      İzmir’in içinde kur’a çekilir

      Kur’ası çıkanın boynu bükülür

      Analar babalar yola dökülür 

 

     İzmir’e gidince bade isterim

     Bademin üstüne meze isterim

     Alacağım kızı güzel isterim

 

     İzmir’in içinde kurduk pazarı

     Ne hale uğrattık bakır parayı

     Değme sarraf vermez bunca parayı 

 

    Ah nine vuruldum derman isterim

    İzmir valisinden ferman isterim

 

   Güftenin aslı bu olsa gerek.[4] Sadece çalparalı bölüm değil, “Öteki yandan dolaş… / Beriki yandan…” nakaratı da yok burada.  Arif Bey’deki “Haydi git oğlan dolaş…/  İder fesin...” nakaratı da yok. Ama kendi içinde bir anlam tutarlılığı gösteriyor.

   Şimdi güfteye yakından bakalım. Kur’a çekildiğine göre, bir asker türküsü olmalı bu. Kur’a çekilerek askere alma usûlü 1846’da çıkarılan bir fermanla yürürlüğe girmiştir.[5] Demek ki, bu ezgi 1846’dan sonra yakılmış. Askere almada kur’a çekilmesi Osmanlı devletinde yeni bir uygulamaydı. “Ne hale uğrattık bakır parayı” dizesi paranın o günlerde büyük bir değer kaybına uğramış olduğuna işaret ediyor. Zengin sarrafların bile “bunca parayı” veremeyeceğine bakılırsa, yolsuzlukla ya da meşru sayılamayacak herhangi bir şekilde kur’adan, yani askerlikten kurtulmayı ima ediyor da olabilir. Bu güfte kur’a ile askere alınan bir gencin acıklı sonunu dile getiriyor. Bu genç belki de askerlikten kaçayım derken vurulmuş. “İzmir’in içinde” de değil, “İzmir yolunda”,  İzmir havalisindeki bir beldeden İzmir’e doğru kaçarken.    

   Bakır paranın da bir anlamı var. 1828-1829’da Rus savaşını kaybeden Osmanlı devleti Edirne antlaşmasına göre, Rusya’ya belirli bir vade içinde yüklü bir tazminat ödeyecekti. Tazminat altın parayla ödenecekti.  Devletin maliyesi için çok ağır bir yüktü bu. Bu yüzden vade uzatılır, tazminatta da birkaç kez indirime gidilir. Sonunda kurnazca bir çözüm bulunur. 1833’te varlıklı kişilerden ödünç olarak alınan altınlar darphanede eritilerek içine bakır karıştırılır, düşük ayar para bastırılarak gerekli tazminat ödenir. Güftede geçen “bakır para” bu  olayı hatırlatıyor. Bastırılan bakır para daha sonraki yıllar içinde de dolaşımda kalmış olabilir.

   Kúnos, iyi ki, güftenin bulabildiği bütün yazımlarını derlemiş. Yukardakilerin yanı sıra bu değişik yazımlar, özellikle başka türkülerin sözleri arasına sokulması bu güftenin çok şaşırtıcı yollara saptığını açığa vuruyor. Ezginin bir “şarkı” değil, türkü olduğunu bir kez daha belirtelim. Aynı ezgiye değişik sözler giydirilmesi halk musıkisinde sıkça rastlanan bir durumdur; pek çok örneği vardır. Oysa Osmanlı makam musıkisinde böyle bir güfte değişikliği olmaz. Murabbaların, semailerin, şarkıların bestesi unutulur, ama sözleri güfte mecmualarında baki kalır. Türkünün değişik yazımları, ilkin bir asker türküsü olarak yakıldığı, sonradan, Arif Bey’deki yazımından da görüldüğü gibi, edepsizce bir çapkın erkek türküsü haline getirildiği fikrini uyandırıyor. Daha sonra da her nasılsa  en sondaki sözler eklenince bugünkü kılığına bürünmüş. Fasıl musıkisinde faslın sonlarında makam zevkine  uyan türkülere zaman zaman yer verilir. Bu İzmir türküsü de bu şekilde girmiş fasıllara. Önüne de güzel bir aranağmesi yazılmış. Böylece bir fasıl şarkısı olup çıkmış.      

   Güftenin icra ile bağdaşmadığı birçok örnek gösterilebilir. Aykırılığın bu derecesine yakın bir örnek de hicaz faslının sonunda yine çok oynak bir giderde, köçekçe gibi okunan, Şevki Bey’in şu aksak şarkısıdır: “Sen bu yerden gideli ey saçı zer /  Seni söyler bana dağlar dereler / Gayret-i âhım ile bâd inler / Seni söyler bana dağlar dereler.” Recaizade Ekrem’in dört kıtalık bir şiirinin ilk dörtlüğüdür bu. Bu şiirde baştan sona ayrılık acısı teması işlenmiştir.[6]

    Bir de göbek havası haline getirdiğimiz meşhur “Hey onbeşli onbeşli, Tokat yolları taşlı / Onbeşlililer gidiyor, kızların gözü yaşlı” türküsü vardır. Bu onbeşliler savaşmak üzere Çanakkale’ye gönderilen, eski takvime göre 1315 (1899) yılında doğan, on altı yaşındaki  delikanlılardır. Güftede adı geçen Hediye adlı kızın sevdiği ya da nişanlısı olan genç onlardan biridir.  

   Bu iki ezginin güftelerinde hiçbir sıkıntı yok. Duyarlı icracılar güftelerindeki acıyı dile getirebilecek bir üslupla ağır bir giderde bu aykırılığı kolaylıkla giderebilirler. Her iki ezgiyi de güfteye yakışan bir yorumla okuyan bir iki şarkıcı çıkmıştır nitekim. Ama “İzmir’in içinde”nin durumu öyle değil. Okunuşundaki neşe de kabul edilebilir gibi değil. Burası düzeltilip uygun bir gidere teslim edilebilir. Ama asıl kabul edilemeyecek olan, güftesinin insani duyguyu incitmesi. Nota yazarlarının bu ezgiyi ısrarla bu güfteyle yazıyor olması, fasıl heyetleriyle solo icracılarımızın da hiç sakınmadan bu şekilde neşe içinde okuyor olması, en hafif sözle, üzücüdür.

    Ignácz Kúnos’un derlediği değişik yazımları bu ezginin nasıl oradan oraya savrulduğunu gözler önüne seriyor. Bu büyük araştırmacı bu güzel ezginin güftesinin de aslını yüz otuz altı yıl önce vermiş. Değişik yazımlarındaki birbirini tutmaz sözleri, üzerinde çok oynandığını gösteriyor. Ama asıl şu ortaya çıkıyor: “Şundan bundan a hanım, pek istiyor a canım / Çalparanı al da gel, oyna” sözleri gerek Arif Bey’deki, gerekse Kúnos’taki güftelerde yer almıyor. Bu iki satırın (beyit, mısra, dize diyemiyorum!) vezne uymaması da bunun kanıtı. Oysa Kúnos’taki güfte de, Arif Bey’deki de vezinli, kafiyeli bir şiir kalıbı içinde. Besbelli: bir askerlik türküsünün sözleri olan dördüncü güfteye o çalparalı hanım sonradan, çok sonradan, herhalde yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, münasebetsizce eklenmiş...

 

 

 



[1] Mecmua-i Arifî, İbrahim Efendi Matbaası, İstanbul, 1873, s. 90.

[2] Bkz Ahmet Şevket Tezel, Klasik Türk Müziği Antolojisi (Şarkı Formu), Özdem Kardeşler Matbaası, İstanbul, 

  1975. s. 248.    

[3] Ignácz Kúnos, Türk Halk Türküleri, yayıma hazırlayan,  Ali Osman Öztürk, Türkiye,

 İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998, s. 14. Burada anılacak olan güfteler bu kitaptan.    

[4] Şu adreste de güfte Kúnos’un verdiği bir biçimde yazılmış:  https://tr.wikisource.org/wiki/%C4%B0zmir%27in_Yolunda_Vurdular Beni. Bu site şu notu da eklemiş:   Yunanistan’da  “Krasopino” (Şarap İçiyorum) adıyla bilinir. Panagiotes Tountas ile Kostas Tsanakos 1936’da seslendirmişlerdir. Fakat  YouTube’da bu iki şarkıcının okudukları bu adı taşıyan parçanın ezgisi “İzmir’in içinde”nin ezgisi değil.  

 

[5] Bkz. Erhan Alpaslan – Ahmet Gülenç, “1846 Tarihli Kur’a-yı Şer’iyye Usûlü’nün Maraş ve Çevresinde Tatbiki”,  History Studies, International Journal of History,  cilt 10, sayı 1, Şubat 2018, 21 - 31. Şu incelemede de kur’a usûlü hakkında geniş bilgi verilmiştir: Fatih Özçelik, “Kur’a-i Şer’iyye Usûlünün Urfa ve Çevresinde Uygulanması”, Asos Journal, 113. sayı, 28 Şubat 2021, s. 232-248.   

[6] Recaizade Ekrem’in bu şiirinin çok genç bir yaşındayken kaybettiği oğlu Nijat’ın ardından yaktığı bir ağıt olduğu söylenir, ama bu şiir Nijat’ın ölümünden önce, rumi takvime göre 1311 (miladi 1895) yılında Pejmürde adlı kitabında basılmış. Nijat ise daha sonra, 1900’de ölmüştü. Recaizade’nin Nijad Ekrem adlı kitabı 1900’de Nijat’ın ölümünden hemen sonra Servet-i Fünûn matbaasında basılmak istenir; fakat kitabın basılması için gerekli izin verilmediği, o yıllarda Servet-i Fünûn da baskı altında tutulduğu için kitap daha ciltlenmeden fasulye, pirinç çuvallarına konularak Recâizâde Ekrem’in evine götürülür. Şair daha sonra Nijad Ekrem’in ikinci cildini yazar, 1910’da da iki cildi birlikte basılır. Bu bilgiyi bana veren Hüseyin Kıyak’a teşekkür ederim.  

 

 
İletişim E-Posta: sbulentaksoy@gmail.com - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

İzmir’in içinde vurdular beni…
Yirminci yüzyıl: İcracının çağı*...
Serhanende Nurettin Çelik ...
Nevzat Atlığ için...
Neveser Kökdeş olayı…
Halk Musıkisinin Sözlüğü...
Musıcal Relationshıps Between Italy and Turkey Through Turkish Eyes…
Nihat Doğu'nun Ardından...
Muammer Ketencoğlu'dan Rumeli Türkülerine Yeni Bir Bakış…
Tanburî Cemil'i Anma Konseri...
Zehra Eren için…
Osmanlı-Türk Musıkisi Tarihinin Yazılması/Yazılamaması Üstüne Ön Notlar -2-
Osmanlı-Türk Musıkisi Tarihinin Yazılması / Yazılamaması Üstüne Ön Notlar -1-
"İmam" eriği...
Seksen yıl sonra pentatonizm: Macarlar ve Biz ...
Müzeyyen Senar’ın ardından...
Diğer Yazarlar

Münih LMU Müzikoloji Enstitüsü’nde "Gültekin Oransay" rafı...
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -16-
Çalgıları geliştirmek nedir, nasıl olur?..
Fazıl Say'ın Feyzi Erçin'e desteği…
Nida Tüfekçi’nin Öğrencisi Olmak!..
Yazılarınızı bekliyoruz... Musiki Dergisi
Spor yazarı mı, müzik yazarı mı?..
Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
İzmir’in içinde vurdular beni…
Meragi niçin 24 şube dedi? Hurufilikten etkilendi mi?..
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Birbirimize birkaç adım mesafelerdeyiz aslında, ama aramızda kilometrelerce gurur var...
(Cemal Süreyya)

Yazarlar 
Röportajlar
Fırat Kutluk “Neden Müzik Dinleriz?“...
Ayhan Sarı - Kitabın adından başlayalım mı?  Buna bağlı olarak da kitabın sonunda müziği neden dinlediğimizin yanıtını veriyor musun? Fırat Kutluk - ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritasi
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynagi
Hakkimizda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm haklari sakli tutulmaktadir.
Bu sitede yayinlanan tüm resim, materyal ve içerigin telif haklari tarafimizca sakli olup izinsiz alinip kullanilamaz.
0.36ms
cheap jordans|wholesale air max|wholesale jordans|wholesale jewelry|wholesale jerseys