Bugün - 28 Eylül 2020 Pazartesi
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Veyis Yeğin

Veyis Yeğin - TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)

TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Yazı Tarihi: 29 Temmuz 2020 Çarşamba

Hayvan derilerinin sepilenmesi uğraşı insanlık tarihinin bilinen en eski sanat ya da zanaatlarından biri olarak doğmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Yaygın biçimde bilinen ilk tarihi bulgular, şimdilik neolitik dönemi işaret eder. Çatalhöyük'te elde edilen bulgulardan Hititlilerin MÖ 2000-1200 yılları arasında alüminyum esaslı maddelerle deri işlediklerini anlıyoruz. Lütfü Dağtaş'ın "Müze ve Koleksiyonlardan Deri Eserler" adlı çalışmasında deriden yapılma 10 bin yıllık eserler de bulunmaktadır. Mevcut birçok kaynağa göre deri işlemeciliğinin anayurdu Anadolu ve Mezopotamya kültür bölgeleridir. Ne amaçla kullanılırsa kullanılsın, deri sepileme; deri kolajeninin (lif proteinlerinin) mikroorganizmal bozulmasını/parçalanmasını önlemek dolayısıyla malzemenin dayanıklılığını arttırmak adına yapılan bir dizi işlemin tamamına verilen addır. Tüm bu işlemin özeti; derinin kolajen ve amino asitlerinin, bitkisel veya kimyasal minerallerle yeni kimyasal bağlar kurarak çok daha kalıcı ve dayanıklı duruma gelmesidir. Bir başka deyişle derinin organik halden inorganik hale getirilmesidir. Bu işlemlere halk arasında tabaklama da denir. Tabaklama arapça "tabbağ" sözcüğünden gelir. Eski dilde "debbağ" deri işleyen kişiye verilen addır, "debbağhane" ise deri işlenen atölyelerin adıdır. Zaman içerisinde tabbağ (debbağ), tabak; debbağhane ise tabakhaneye dönüşmüştür. Osmanlı dönemlerinde (geleneksel) deri işlemeciliğinde derilerin kabaca kıl, yağ ve etlerinin giderilmesinden sonraki; yani kimyasalların kullanıldığı aşamaya "sama safhası" denirdi. Sama safhasında en yaygın işlemleme aracı olarak köpek dışkısı kullanılırdı. Bu nedenle tabakhanelerin bulunduğu yerlere yakın köpek çiftlikleri kurulurdu. Yaygın geleneksel inana göre; bir tek taze köpek dışkısında bekletilen derilerden homojen ve üstün kalitede mamül elde edilebilirdi. Bu dönemlerde dışkıların tabakhanelere götürülebilmesi için bir takım özel ağların oluşturulduğu da söylenir. Çünkü dışkı enzimlerinin kurumadan, nemli; hatta sıcak ve taze halde tabakhanelere yetiştirilmesi gerekirdi. Bu nedenle olsa gerek, halk arasında "Tabakhaneye b.k mu yetiştiriyosun?" deyimi yer etmiştir. Günümüzde kullanılan yeni kimyasallar ve yöntemler, serpileme işini çok daha kolaylaştırarak hem üretim sürecini kısaltmış hem de mamül kalitesini arttırmıştır. 

 

Dünya üzerinde, geçmişten günümüze; tulum (gayda) gövdelerinde genel olarak köpek, keçi, koyun ve büyükbaş hayvan derileri kullanılagelmiştir. Ülkemizde ise yaygın olarak oğlak derisi tercih edilir. Bu çalgı etkin olarak Doğu Karadeniz yörelerimizde yapılır ve kullanılır. Bu bölgede serpileme/tabaklama işine "hasıllama" denir. Derinin iç kısmı mısır unu, ılık su ve tuz ile hamur gibi yoğurularak bu malzemelere iyice doyurulur; hava almayacak şekilde naylon torbalara koyulup bağlanır ve sıcak ortamda en az iki gün bekletilir. Bir çeşit kontrollü çürümeye terk edilen deriler, kıllarını rahat biçimde bırakacak hale geldiğinde kıllar yağ ve etlerinden arındırılarak yıkanır ve temizlenir. İkinci aşamada ise şap, tuz ve buğday unu ile aynı işlem tekrarlanır ve bir hafta da bu şekilde bekletilir. İlk işlemlerde mısır ununun tercih edilmesinin nedeni mısırdaki yağın deriye işleyip onu yumuşatması ve derinin kötü kokusunun mısır ile giderildiğine inanılmasıdır. İkinci aşamada buğday unu kullanılmasının sebebi de derinin beyazlatılmasını sağladığı inancından kaynaklanmaktadır. İkinci aşamada bazen "şerat" denilen peynir suyunda hasıllama yapılır. Bu suya yine şap ve un eklenerek hasıllama yapılır. Hasıllamanın sonunda deri iyice ovularak yıkanır ve temizlenir; şişirilerek asılır, kurutulur. Kuruyan deri çitilercesine iyice ovularak sertliği giderilmeye, yumuşatılmaya çalışılır ve tulum gövdesi olarak kullanılmaya hazır hale gelir.

Tulum konusunu ilk 2000'li yılların başında, değerli arkadaşlarım Mehmet Yalın ve Abdurrahim Karademir ile birlikte çalıştık. Ege Üniversitesi çatısı altında ve "Ülkemizde Kullanılan Üflemeli Halk Çalgılarının Araştırılması" adı altında yürüttüğümüz çalışmaların ağırlık merkezini tulum, zurna, kaval ve sipsiler oluşturuyordu (Proje no: 05-DTMK-001, 2009). O yıllarda yörede uygulanan sepileme yöntemleri aynen bir önceki paragrafta verdiğimiz gibi yapılıyordu. Ancak tulum yapımcıları arasında, kişisel meraklarla çok fazla yeni arayış ve denemelerin yapılmakta olduğunu da gördük. Gerek sepileme gerekse derilerin bakımı ve korunması konusunda bazen ne olacağı bilinmeyen uygulamalar yüzünden icracılar arasında (seyrek de olsa) zehirlenmelerin olduğunu yapımcıların ağzından duyduk. Yörede derleme çalışmalarımızı tamamladığımızda, özellikle araştırma sonuç raporlarımızı yazarken tulum derilerinin bilimsel olarak işlenmesi konusu hep kafamızın bir kenarında vardı ve değerli dostumuz Bahri Başaran'a danıştık. O tarihlerde doçent olan Bahri Başaran, halen Deri Teknolojisi Bölümünün kadrolu profesörlerindendir. Bahri Hocaya teşekkürü bir borç biliriz. Çünkü daha önce hiç tulum (gayda) için deri işlemediklerini söyleyen Bahri Hoca, yöreden sağladığımız 5-6 adet deriyi işleyerek bize verdi. Ve tüm işlemleri aşağıda vereceğimiz biçimde, tek tek, hiçbir aşamasını atlamadan not ettik. Derilerin özenle yüzülmüş; ispire, kesik, delik gibi kesim-yüzüm hatalarının olmaması gerekiyordu.

Sağladığımız deriler konservelenip bekletilmeden, taze olarak işlenmiştir. Disk bıçak makinesi ile deri koryum (alt deri) tabakasına zarar vermeden et ve bağ dokusu uzaklaştırılmış ve terlemeye bırakılmıştır. Bu aşamada mikroorganizmal çalışmalarla (kontrollü biçimde) kılların gevşetilmesi teşvik edilmiş, işlemler 36C derecede yürütülmüştür. Devamında %2,5 kireç, %1 tiyoglikolik asit ve sodyum tuzu ile muamele edilerek kıllar ve köklerinin tam olarak gevşetilmesi için 4-5 gün işleme devam edilmiştir. Bu aşamada derinin belli bir düzeyde şişmesi de hedeflenmiştir. İşlemlerin gidişatı ise derilerin beyaz, yarı şeffaf ve şişkin duruma gelmesi ile rahatlıkla tespit edilebilir. Deri pH'ı 11-12 düzeyinde olduğu görülmüştür, deriler yıkanarak etleme makinesinde et ve yağ tabakasından tamamen uzaklaştırılarak kimyasal maddelerin kolayca nüfuz edebilmesi sağlanmıştır.

Derilerin iyice yıkanmasından sonra, yaygın bilinen adıyla yemek tuzu (sodyumklorür NaCl), sodyum sitrat (C₆H₅Na₃O₇), gibi tuzlar, laktik asit (CH₃CHOH) ve limon tuzu(C₆H₈O₇ sitrik asit), gibi zayıf asitlerle pH seviyesi 3,5 düzeyine kadar pikleme (asitleme) edilmiş, bu banyoda deriler iki gün bekletilmiştir. Tabaklama alüminyum triklorür (AlCl₃) amfoterik sintan, sitiren melaik asit reçinesiyle yapılmış ve devamında fosforik asit (H₃PO₄) ester yağlama maddeleri ile yağlama yapılmıştır.

Tabaklama işlemlerinden sonra deriler, belli rutubet seviyesinde kurutulmuş, mekanik açkı işlemleriyle lif yapısı açılarak, alkil sülfat esaslı madde ile tekrar ıslatılmış, parafin sülfonat esaslı yardımcı madde aracılığıyla fosforik asit, ester esaslı lasitin ve parça yağ maddeleri ile yağlanmıştır. Aynı banyoya lif yapısının dolgunluğunu sağlamak amacıyla amfoterik sintan ve nişasta ilave edilmiştir. Sabitleme (fiksasyon), formik asit (HCOOH) ile yapılmıştır, devamında belirli bir sıkılığı ve yumuşaklığı sağlamak için tekrar  alümünyum triformiyat verilerek yaş işlemler bitirilmiştir. Derilerin kurutulması kontrollü biçimde yapılmış, derilerdeki ıslaklık hissi ortadan kalkmaya başladığında özel askılara asılarak doğabilecek kırışıklıklar da önlenmiştir. Tam kuruma sağlandığında el ile (iç kısmından) zımparalama yapılarak temiz, homojen bir yüzey elde edilmiş, esnetmeyle de istenilen yumuşaklığa ulaşılmıştır.

Yukarıda özetlediğimiz şekilde Bahri Hoca’nın işlediği bu tulum derilerini 2009 yılında değerli tulum yapımcısı ve icracısı Murat Atacan’a gönderdik. Murat Atacan, Rize’nin Çamlı Hemşin-Boğaziçi köyünde yaşar ve çalışır. Gerek Murat Atacan gerekse Bülent Bekar ile bölgede yaptığımız görüşmelerde, geleneksel yöntemlele işlenmiş bir tulum derisinin iyi bakılırsa en fazla 4-5 yıl kullanılabileceğini, sonra yenisi ile değiştirilmesi gerektiğini söylemişlerdi. Murat Atacan bizim işleyip gönderdiğimiz derileri tulumlarına takarken, bunların en az 15-20 yıl kullanılabileceğini memnuniyetle bildirmişti. Biz, o yıllarda tulum derilerinin bilimsel metotlarla işlenmesinin yollarını araştırırken, Avrupa da gayda gövdelerinde hava geçirmez kumaşlar kullanılmaya başlanmıştı.

Bill Gore ve eşi Vieve Gore, nefes alıp-veren ancak su geçirmez membran (zar kumaş) şeklinde tanıttıkları keşif ürünlerini Gore-Tex adıyla tescilli markaya dönüştürmüşlerdi (1958). Gore kumaşlarında bilinen şekliyle pvc ya da poliüretan yerine fluropolimer (teflon) film tabakası şeklinde kullanılarak amaca göre hazırlanmış kumaşlara lamine edilerek üretilmektedir. Laminasyon malzemeleri, termo-mekanik yollarla genişletilmiş politetrafluroetilen (PTFE) şeklinde özetlenen ve çeşitli fluropolimer esaslı maddelerden oluşmaktadır. Söz konusu teflon tabakanın santimetre karesinde 1,4 milyon gözenek bulunmaktadır. Bu gözenekler küçücük bir su damlasından 20 bin kat daha küçüktür. Bu sayede gayda gövdesinde kullanılan bu kumaşlar, içerisindeki sıcak su buharının dışarıya çıkmasına olanak sağlarken, dışarıdaki su ve havanın içeriye girmesine izin vermez. Bu kumaşlar, doğal hayvan derilerine kıyasla çok daha hafif, daha hijyen ve daha uzun ömürlüdürler dolayısıyla tulum (gayda) gövdelerinde gönül rahatlığıyla kullanılmaktalar. Bizim ülkemizde de çok yaygın biçimde tüketilen bu kumaşların henüz tulum gövdelerinde kullanıldığına rastlamadık.

Tulum (gayda)-I- başlıklı ilk yazımızı yazdığımız günlerde, genç ve başarılı tulum yapımcısı ve icracısı öğrencim Oğulcan Özcan, bize bir internet bağlantısı göndermişti. Bu e-bağlantısı bir tulum meraklısı ve emektarı olan İrfan Çalık’ın elektronik tulum çalgısını tanıtıyordu. İrfan Çalık’ın  “navtronik” adını verdiği bu çalgı üflenmiyor, üzerindeki bir elektrik düğmesi açılarak çalınıyordu. Deriden bir gövdesi de bulunmayan navtronik yalnızca bir “nav”dan oluşuyordu. Değerli tulum yapımcısı Bület Bekar’ın tulum öğrenenler için “geleneksel tulum eğitimine geçmeden önce, öğrencilerin çalışabileceği güzel bir egzersiz aleti” olarak değerlendirdiği navtroniğin tulum (gayda)’nın yerini almayacağının garantisini kim verebilir?

 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Tulum (Gayda) ve sahip olduğu hazinenin farkında olmayan il...
Kendi geleneğini oluşturamadan müziğe yabancılaşan korolarımız…
Lutiyerlik & çalgı yapımcılığı geleneği ve mesleki örgütlenmenin önemi...
Çalgı Müzesi - Çalgılarımızın bir müzesi yok, ancak müzesinin enflasyonu çok!..
El sanatları neden değerlidir?..
Sedef ve sedefkârlık üzerine…
Diğer Yazarlar

Tarihe Not Düşmek…
Açılımcılar - yorumcular- sanatçılar (Hangisinden yad eyleyim gönlümü)…
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -13-
TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Değişime direnmek…
İlginç tanıdıklarım oldu…
Koro sendromu…
Kemençe Kuartet ve Türk Müziği Orkestrasına giden yola bugünden bir bakış…
Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Neveser Kökdeş olayı…
Müzikoloji: Meragi’nin Zübdetül-Edvar’ı yayınlandı...
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Bazen diyorum ki "ne olacak, söyle gitsin"; sonra diyorum ki "söyleyince ne olacak, sus, bitsin"
(Hz. Mevlana)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,23ms