Bugün - 28 Şubat 2020 Cuma
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 12°°C
Yazar Detayları

Nesrin Kalyoncu

Nesrin Kalyoncu - Yağmacı kasasıyla meşgul!..

Yağmacı kasasıyla meşgul!..
Yazı Tarihi: 26 Ocak 2020 Pazar

24 Ocak 2020 akşamı meydana gelen, Richter ölçeğine göre yaklaşık MI=6,8 büyüklüğündeki Elazığ-Sivrice merkezli yıkıcı deprem gündemimizi tamamen değiştirdi, havaya ölüm ağırlığı yayıldı… Derin bir üzüntü ile haberleri izliyor, umutlar tükense de daha fazla canın sağ kurtulması için dua ediyoruz. Doğal afetler yaşamın ve şüphesiz, bizim gibi KAF ve DAF gibi tehlikeli deprem fay hatlarının üzerinde bulunan ülkelerin; yüzleşilmesi gereken önemli gerçeklerinden birisi…

Canlı yayınlanan kurtarma işlemlerini nefesimi tutarak izlerken, kafamı kurcalayan -eminim ki, hepimizin kafasını kurcaladı- önemli bir husus var: “Aynı çevredeki binalardan bazıları un-ufak olurken, bazıları neden dimdik ayakta?” Doğa, “doğal” bir biçimde kendi işini işliyor; ancak, doğal afetin sonuçlarını katlanılmaz kılan insanoğlunun doymaz hırsları sanırım! Binaların yapımında ne oluyor ki; bazıları sarsıntıda, legolardan yapılmış evcilik oyunu evleri gibi yerle bir oluyorlar? Binaların malzemelerinden çalarak, inşa sürecinin planlanmasından tutun da son aşamasına kadar yasalara aykırı raporlar düzenleterek, deprem bölgelerindeki binalarda özellikle bulunması gereken zorunlu yapısal özelliklerden vazgeçerek, hatta bazı durumlarda kağıt üzerinde bu özellikleri varmış gibi gösterip uygulamada bunları yerine getirmeyerek; doğal afetin sonucunu “insani afete” biz dönüştürüyoruz. 1999 yılındaki iki büyük depremde de bunun acı bilançosunu yaşadık. Bu, yağmacı bir zihniyet!

Yağmacılık, günümüzde sadece inşaat ve diğer sektörlerin meselesi değil ve biz bilim insanlarının da başlıca dertleri arasında bulunuyor. Yağmacı dergiler veya yayınevleri; akademisyenlerin yayın yapma yükümlülüklerinden ve bazılarının da kısa yoldan yayın yapma zaaflarından faydalanan, yayın/makale işleme harcı adı altında yazarlardan ücretler alan, ancak buna karşın yayın sürecinin hakemlik, editörlük vb. süreçlerini gereği gibi işletmeyen veya hiç işletmeyen, herhangi bir kalite kaygısı taşımayan, böyle olmadığı halde dergileri seçkin endekslerde taranıyormuş gibi gösteren oluşumlardır. Bunlar, tam olarak “Parayı veren yayını yapar!” anlayışı ile yayın garantörlüğü yapmaktalar. Yağmacı dergiler ve yayınevleri ile birlikte, son zamanlarda yağmacı kongre ve sempozyumlar da şiddetli bir biçimde artış gösterdi. Yağmacı/şüpheli yayıncılar ve bilimsel toplantı organizatörleri; parlak ve cazibeli söylemlerle, göstermelik ama aslında işletilmeyen kurullarıyla, yalan beyanlarla, yanıltıcı linklerle veya yanlış iletişim bilgileriyle vb. çok iyi kamufle olabilirler. Bazılarının yağmacı kategorisinde olduğunu, iş işten geçtikten çok sonra anlamak büyük bir olasılık!

Yağmacılık, bilimde açık erişimin ve dijitalleşmenin sunduğu imkanların artışına paralel olarak tırmanışa geçti. Ancak, çok yararını gördüğümüz açık erişim ve dijitalleşme pek tabiiki bunun sorumlusu değil. Esas sebep bu olanakların kurnazlıkla ve simbiyoz bir anlayışla suiistimal edilmesi! Müzik alanındaki yayınların bir kısmı da bu durumun dışında değil. Yağmacı yayıncılar sanat/müzik özel sayılarıyla, editör kurullarında yer verdikleri isim sahibi sanat/müzik temsilcileriyle, çok disiplinli kongrelerinin sanat/müzik alanını da içine almasıyla vb.; müzik bilim sahasındaki akademisyenleri de pazarlarındaki hedef kitle arasına almış durumdalar. Bilim dallarının tümünü ilgilendiren bu husus, akademiye zarar verici bir sorun olarak çözüm bekliyor.

Yağmacı/şüpheli yayınlarla ilgili sayısız örnek var. Bazı atıf derleme sitelerinde gezinirken ilginç şeylere rastladım: Bu tür dergilerin bazıları saygın atıf endeksleri yanı sıra, diğer genel veya alan endeksleri içerisinde de yer alıyor. Yine bazı dergiler var ki, bilimsel vurgulu isim taşıyan şirketlere ait, ancak bunların bazılarının ISSN numarası dahi yok. Bazı yazarlar ise, spektrumlarının genişliği sebebiyle hayranlık uyandıracak türden. Bunların yayın yaptıkları makalelerin konuları spor bilimlerinden endüstriyel tasarıma, fizikten müziğe, felsefeden eczacılığa doğru uzanmış durumda ve yıllık yayın sayıları 20’li rakamlarla ifade edilebiliyor. Çok yazarlı belli gruplar, örneğin bir yazar ismi değişikliği ile çok farklı konu alanlarında sayısız yazı yayımlamış. Bir yılda 30 yayın yapanlar var. Dile kolay, senede 30 yayın! Mümkün mü dersiniz? Kendisini intihal avcılığına adamış başka bir sitede okuduğuma göre; bu çoklu yeteneklerden (!) oluşan yazar grupları, o tür dergileri kuran firmaların başkahramanları imiş. Yayınları ise sayısız atıf almış: Aynı yazar grupları, yine çok farklı konu alanlarında yazdıkları makalelerde kendi gruplarındaki yazarların çalışmalarına atıf yapıyorlar. Çok fenomenal!

Bilimsel yayınlarda “yağmacılık” söz konusu olduğunda, akla ilk gelen “Beall Listesi” ve J. Beall bu terimi akademi camiasına kazandıran kişi. Bunun yanı sıra, açık erişim hususunda bilinen oluşumlardan olan DOAJ tarafından reddedilen dergiler de şüpheli görülenler arasında; çünkü DOAJ, 2013 yılında şüpheli dergileri tespit etme yoluna gittikten ve listelerindeki yağmacı dergilerin sırasıyla en çok ABD, Brezilya ve Hindistan menşeili olduğunu saptadıktan sonra, dergileri temizleme yoluna gitti. Bu iki liste bazı açılardan tartışmalı olsa da, şimdilik yağmacı/şüpheli dergiler konusunda en çok başvurulanlar.

Çeşitli ülkelerde, yağmacı yayıncılarla baş etmek üzere ayıklama yöntemleri üzerinde çalışılıyor. Ülkemizde de bu hususta önemli adımlar atıldı. Geçtiğimiz 2019 yılının Mart ayında, Yükseköğretim Kurulu tarafından, yağmacı dergi ve kongre/sempozyumların akademik yükseltmelerde kullanılamayacağına dair bir duyuru yayımlandı. Bu duyuruda; yağmacı dergilerin başlıca özelliklerinin <‘yayımlama için makale işleme ücreti (Article Processing Charge) ödenmesinin zorunlu tutulması’, ‘makaleleri hızlı yayınlama sözü verilmesi ve yayınlanması’, ‘ilan ettiği konu dışında veya birbiriyle ilgisi olmayan birçok farklı alanda makalelere yer verilmesi’, ‘yayın ilkeleri açıklamasının eksik olması’, ‘yayın ilkelerinde açıkça makalelerde özgünlük, önem ve etki aranmadığının belirtilmesi’, ‘yayınlanan araştırmanın telif hakkını saklama veya koruma politikası olmaması’ ve ‘hakem sürecinin gerçekçi işletilmemesi, hakem görüş ve önerilerinin yazar ile paylaşılmaması’>[1] olduğu belirtildi.

YÖK’ün bu tür yağmacı yayıncılara yönelik önlem alması akademik çevrelerde gerçekten sevinçle karşılandı. Beni en başta da, yaklaşık on yıldır gittikçe artan ve son yıllarda ise her gün e-mail hesaplarımıza doluşan, menşei karanlık sayısız dergi, yayınevi ve bilimsel toplantı reklamından kurtulabileceğimiz düşüncesi mutlu etmişti. Ancak, yanıldığımı çok geçmeden anladım. YÖK’ün duyurusundan sonra da; virüs gibi çoğalan, çoğunlukla birincisi veya ikincisi düzenlenen, hatta bazen otuzuncusu veya ellincisinin düzenlendiği belirtildiği halde daha önceki kongrelere dair bir satır bilgiye ulaşılamayan bilimsel toplantı reklamları ile birlikte şüpheli yayınevi ve dergi reklamları daha da arttı. Hem de taktik değiştirerek: Bu defa; doçentlik sınavları veya akademik teşvik için uygun olduklarını, derginin veya toplantının şüphesiz uluslararası olduğunu vb. ifade eden cümleler eklendi ve YÖK’ün duyurusundaki yağmacıyı tanımlayan göstergelerin tam tersi olan beyanlarla, sunduklarını legalize etmeye yoğunlaştılar. Bu duyurudan sonra, Beall Listesi’nde yer alan bazı dergiler de hemen isim değiştirme veya web sayfası adresi değiştirme yoluna gittiler. Bir taraf yasal ve etik önlemlerini artırma üzerinde çalışırken, diğer taraf bu önlemlerle nasıl başa çıkacağı hususunda sıkı bir gayret içerisinde anlaşılan…

Nereden bakarsak bakalım, yağmacı müteahhit ile yağmacı yayıncı arasında hiçbir fark yok. İnşaat alanında bina çöküyor, bilimsel alanda ise elde edilmiş olan dereceler veya akademik itibar yitiriliyor. Arkada, ortadan kaldırılması gereken bir enkaz veya yayın çöplüğü kalıyor. Kurbanlar bunun ağır sonuçları ile uğraşırken ve enkazın altından kalkmaya çalışırken; kasasını doldurmuş olan “yağmacı” ya ortadan kayboluyor, ya firmanın/yayınevinin/derginin adını değiştiriyor, ya da tamamen yeni bir firma/yayınevi/dergi kurarak, dönüşmüş ve emin bir şekilde yolunda ilerliyor!

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Yağmacı kasasıyla meşgul!..
Dizi-dizi dizinler / indexler…
"Fado" üzerine birkaç söz...
Müzikoloji deyince...
“Müzisyen Sağlığı” meselesinde karnemiz kötü...
Diğer Yazarlar

Yağmacı kasasıyla meşgul!..
Nartugan Bayramı…
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -4-
Kendi geleneğini oluşturamadan müziğe yabancılaşan korolarımız…
Tanıdık bir öykü bu…
Ben önemsemedim, sen de önemseme…
Koro sendromu…
Arabesk müzik geri (mi) dönüyor?..
Müzikoloji ve 16. yy Türk müziği: “Orada bir musiki var”…
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Yalnızlığın en kötüsü, seni anlamayanların arasında kalmaktır...
(Hz. Mevlana)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,59ms