Bugün - 28 Temmuz 2017 Cuma
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 28°C
Haber Detayları

Türkiye’de Müzikolojinin Sorunları ve İlk Müzikoloji Çalıştayı ... G. Artıktay(*)

Türkiye’de Müzikolojinin Sorunları ve İlk Müzikoloji Çalıştayı ardından... Güncel Gürsel Artıktay(*)

KRİTİK Haberi - 27 Mart 2015 Cuma - 23:28
Türkiye’de Müzikolojinin Sorunları ve İlk Müzikoloji Çalıştayı ardından... Güncel Gürsel Artıktay(*)
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

En az lisan kadar eski bir buluş olan müziğin, sistemli hale getirilmesi yüzyıllar süren bir çalışma gerektirmiştir. Müziğin ayrı bir bilim dalı olarak incelenmesi ise ancak 19. yüzyıl sonlarına doğru gerçekleşmiştir. Ülkemizde ise 20.yy başlarında üç önemli isim Rauf Yekta, Suphi Ezgi ve Hüseyin Sadettin Arel öncülüğünde müzikoloji alanında çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Çalışmaların yoğunluğu nazariyat sorunları ve ses sistemleri alanında olup, bu çalışmaların yapılması öncesinde Mevlevihanelerin bir nevi konservatuvar görevi görmesi, müzikologların yetişmesine dolayısıyla müzikolojiye zemin hazırlamıştır.

Türkiye’de ilk sistemli müzikolojik girişimler günümüzde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı olarak bilinen ve açılmasına Abdülkadir Töre’nin öncülük ettiği Osmanlı Devleti’nin ilk resmi müzik okulu Dârülelhan çalışmaları ve yayın organı olan Darülelhan Mecmuası’nda dönemin önemli yazarlarının tespit yazılarıyla başlamıştır. Ruşen Ferit “Itri Mustafa Efendi” adlı makalesinde Türk müzik tarihi konusunda yeterince çalışma olmadığını, gerek Türk Müziğine gerekse müzik alanında emek vermiş kişilere ait bilgi bulma konusunda önemli sıkıntıların olduğunu o zamanlarda vurgulamıştır.

Cumhuriyetin kurulmasıyla müzik alanında yaşanan yoğun çalışma ve bunun sonucunda ortaya çıkan kurumlaşma oldukça dikkat çekicidir. Özellikle yeni kurulmakta olan yoksul bir ülkede, müzik alanına da öncelik verilmesi ve müzik alanında yapılan yenilikler yani müzik konularına bilimsel metodolojik yaklaşma gereksinimi müzik sanatına verilen önemi de göstermektedir. (Sağer, 2003) Fakat müzikolojinin sistemi dâhilindeki çeşitli sorunlar Yalçın Tura’nın Türk Musikisinin Meseleleri ve Yetkin Özer’in Bilim Perspektifinde Müzik isimli kitapları başta olmak üzere, yayınlanan makaleler ve gerçekleştirilen kongrelerle günümüze kadar süregelmiştir fakat çözüm aşamasında istenilen mesafe maalesef alınamamıştır. Özellikle yöntembilimi konusunda Türkçe kaynak eksikliği günümüze kadar uzanmıştır fakat 2015 Şubat ayında İTÜ TMDK yayınlarından çıkan yazarlığını Songül Karahasanoğlu ve Elif Damla Yavuz’un üstlendiği “Müzikte Araştırma Yöntemleri”, bütün müzik bölümleri adına bu alandaki eksikliği ve yabancı kaynaklara olan bağımlılığı azaltmış olacaktır. Tabi konu yöntembilimi olunca bu kitap da gelişim ve değişim sebebiyle yaşayan bir kitaptır. Dijital dünyanın olanca hızıyla ilerlemesi ve yayın dökümü genişlemesi öngörülerek, en az 2 ya da 3 senelik aralıklarla tekrar gözden geçirilerek yayınlanması kaçınılmazdır.

Müzikolojik sıkıntıların sağlıklı bir biçimde çözülememesinin temel sebebi, ancak yakın geçmişte bir üniversite bünyesinde akademik yapıya kavuşabilmiş olmasıdır. Türkiye’de ilk müzikoloji bölümü, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine bağlı olarak 1976 yılında İzmir Bornova’da “Müzik Bölümü” adında kuruldu. 1982 yılında ise Dokuz Eylül Üniversitesi ‘nin kurulmasıyla Güzel Sanatlar Fakültesi ve müzik bölümü bu üniversiteye bağlanmıştır. 1983’de ise Edip Günay’ın girişimiyle Müzik bölümü ilk kez Müzik Bilimleri Bölümü adını almıştır.

Gültekin Oransay’ın tarihsel müzikoloji ve batı müziği araştırmaları, Türk müziği derleme ve kuram çalışmaları, müzikolojinin akademik yapılanması adına ülkemizdeki en önemli girişimlerdir fakat hükümetlerin sistemli bir ön çalışmaları olsun olmasın her alana müdahale etme eğilimi, bu yapılanmanın da sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin önüne engeller koymuştur. Günümüze kadar gelen tarihsel süreçte hem siyasi olarak müdahale edilen hem de doğu ve batı arasında rota ikilemi yaşayan konservatuvarlar, beklenilen düzeye gelemeyip müzikoloji alanında da yeterli sayıda bilim insanı çıkaramamışlardır.  

Ayrıca müzikolojinin lokomotifi olan müzik yayınlarına, müzik alanında olanların (besteci, icracı, müzik yazarı vb.) yeterli desteği vermemesi müzikoloji birikimini kısırlaştırarak entelektüel gelişimi yavaşlatmaktadır. Yüksek Lisans ve Doktora tezlerinin çoğunun yayına dönüşmeme nedenlerinden birisi de bu kısırlıktır. Bilginin dağılımı, yayılımı ve paylaşımı aksamaktadır. (Yıldırım, 2005)

Sorunu belirlemek, soru sormak ve sorgulamak aydınlanmada, bilimde ve ilerlemede çözüme giden ilk ve en temel hamlelerdir. Unutulmaması gereken konu, bilimde aslolan doğru cevap değil doğru soruların sorulmasıdır. Fransız yazar Eugene Ionesco’nun da dediği gibi “aydınlatan cevap değil, sorudur.” Bilimsel çalışmanın asıl hedefi, ne sorusunun yanıtı ile elde edilen sonucu, neden ve nasıllı açıklamaya götürmektir. (Kaemmer, 1993) Bu noktadan başlarsak müzikolojinin ilerlemesinin önündeki en önemli engel “kimlik” sorunudur. Bu sorun iki yönlü ele alınmalıdır. Bir yönü müzik bilimcilerin müzikoloji disiplinini nasıl tanımladığı ve içselleştirdiği; diğer yönü ise dışavurulan bu öznel tanımların ve benimsemelerin toplum düzeyindeki ifadesidir.

Her şeyden önce yapılması gereken “Müzik Bilimi nedir? Yöntembilimi nedir? Hangi disiplinlerle ilişki halindedir?  Müzik Biliminin akademik düzeyde nasıl bir öğretim sistemi olmalıdır?” sorularının sağlam bir cevap temeline oturtulmasıdır ve bu sağlam temel üzerine program ve sistem olarak üniversitelerde müzikoloji yeniden inşa edilmelidir. Bu yolla müzikolojinin ne olduğunu bilen ve yöntembilimine hâkim bilim insanları yetişecektir. Mesleğine inanan bununla birlikte yüksek derecede mesleki saygıya ve donanıma sahip öğrenciler, müzikolojinin geleceğini bu sağlam temeller üzerine tasarlayacaklardır. Aksi takdirde Adorno’nun da tespit ettiği gibi günümüzün eğitim düzeninde süreğenleşmiş bir sorun olan, hızla okulu bitirmekten başka bir şey düşünemeyen sınav öğrencisi tipinin egemen olmasının önüne geçilemez. ( A.g.e., . s. 70).

Müzikoloji, Avrupa’da türemiş bir bilim dalı olması sebebiyle özellikle Cermen ülkelerinin bu alanda daha sistemli oldukları muhakkaktır. Özellikle Almanya, ABD, İngiltere gibi ülkelerde, üniversitelerdeki müzikoloji eğitimi verilen bölümlerinin yanı sıra, kurulan çeşitli dernekler ve araştırma ve uygulama merkezleri, hem müzikolojinin akademik örgütlenmesinin devamlılığını sağlamak hem de sistemin verimliliğini arttırmak adına atılan önemli adımlardır.

Günay’a (2008) göre eğitim bilimciler, bir öğretim programının uygulamalarında başarıya ulaşabilmek için başka bir deyişle önceden açık-seçik yazılmış olan öğretim amaçlarına ulaşabilmek için üç ön koşul sayarlar:

1- İyi seçilmiş, ileride çalışacağı meslek alanı için uygun nitelikli öğrenci.

2- Öğrenci kitlesini eğitebilecek iyi yetişmiş bir öğretici.

3- Yetiştirilecek müzikolog modeline göre hazırlanmış ve sürekli olarak geliştirme çabaları ile desteklenen bir program.

Bilimde ilerlemek için uluslararası deneyimlerden yararlanılması şüphesiz gereklidir fakat araştırmalarda ülkenin kültürel yapısı öncelikli olmalıdır. Bela Bartok’un “Gerçek bir besteci veya müzikolog, kendi yerel müziğini çok iyi bilmeli ve araştırmalıdır. Ancak bunun üzerine çağdaş bir müzik yaratabilir. Bunun dışında ne o ülke müziğinin, ne de o bestecinin sürekliliği ve yaratıcılığı olur” sözünde de belirttiği gibi yerel değerlerin üzerine yeterince düşülmediği sürece bilim adına uluslararası bir başarı sağlanamaz. Batı’nın bilimine, felsefesine, doktrinlerine ve ideolojilerine katkıda bulunmak şöyle dursun, eleştirilerini bile yapamıyoruz. Sadece çevirisini yapıp gelecek nesillere aktarmak bilim değil, bilgi pazarlamasıdır. (Halman, 2005)

Türkiye, çok geniş bir coğrafyaya yayılan ve her bölgesi kendine has derin kültür öğeleri barındıran bir ülkedir. Bu bölgelerin birikimleri kapsamlı bir araştırma gerektirir. Bu araştırmaların kalbi, arşivlerdir. Arşivlerdeki bürokrasi, araştırmacının önünde randıman düşüren ve şevk kırıcı bir engeldir. Bu sorunların bir an evvel çözülmesi ve çalışma şartlarının yeniden gözden geçirilmesi muhakkak gerekmektedir. Temelde bu bir anlayış sorunudur. En baştan kamu görevlilerinin ve üst düzey yöneticilerin bu arşivlere bakış açısı değişmelidir. Aksi takdirde kalıcı bir mutabakata varılamadığı gibi her yeni dönemde yeniden benzer sorunlar türeyecektir.

Son yıllarda şehirlerin üniversitelileştirilmesi sonucu müzikoloji bölümlerinin sayısı hızla artmıştır. Uygulanan politikanın içeriği ve niteliği ideolojik olarak tartışılabilir fakat bu vaziyet önemli bir kısmını kültürün ve alan araştırmasının kapladığı müzikoloji adına randımanlı hale dönüştürülebilir. Bunun yolu “bölgesel uzmanlaşma” kavramının yurt genelinde uygulanmasından geçer. Üniversiteler bilim, teknoloji, duysal ve görsel sanat alanlarında yürüttüğü araştırmalarla öncelikli olarak bulundukları bölgeleri kalkındırmayı kendilerine görev edinmelidir. Bu bağlamda konservatuarlar, kurulduğu bölgelerde müziksel değerleri derinlemesine araştırıp uzmanlaştığı ve bunu ülkenin diğer üniversitelerin bilgisine sunduğu takdirde müzikoloji alanında hızlı ve kolektif bir ilerleme gözlenebilir. Kavramın uygulanmasında sonuca götürecek en önemli etken kuşkusuz üniversitelerarası iletişim ağıdır. Edinilen bilgilerin sağlıklı bir biçimde paylaşılması ve aktarma alanının oluşturulması gerekmektedir.

Müzikolojinin akademik sıkıntılarından birisi ise üniversiteden üniversiteye değişen bölüm, anabilim dalı veya program ismi farklılıklarıdır. Ders programlarının birbirleriyle paralel olmasına rağmen bölüm isimlendirmesinde “Müzik Bilimleri”, “Küğbilim”, “Müzikoloji” gibi farklı isimler kullanılmaktadır. Temelde aynı terminolojide farklı bu bölümler bazı üniversitelerde Güzel Sanatlar Fakültesine bazı üniversitelerde ise Devlet Konservatuvarına bağlıdır. İsim ve bağlı olduğu fakülte farklılıkları, bu alanlardan mezun olup akademik kariyer yapmak isteyenler için ciddi bir istihdam sıkıntısına yol açmaktadır. Hâlihazırda gereken istihdam politikası geliştirilememiş olmakla beraber müzikoloji mezunları için bu tip sıkıntılar mevcut problemlerini daha da zorlaştırmaktadır. Bu sorunun müzikoloji adına tek bir çözümü vardır: Ortak dil zorunluluğu.

Türkiye’nin İlk Müzikoloji Çalıştayı’ndan İzlenimler

İTÜ TMDK Müdürlüğü BİSED Kurulu ve Müzikoloji bölümü tarafından 20 Kasım Perşembe günü İTÜ Maçka kampüsünde ülkemizin ilk müzikoloji bölümü kurucusu Prof. Dr. Gültekin Oransay anısına bir çalıştay düzenlendi. Prof. Dr. Oransay’ın 25. vefat yıldönümü nedeniyle düzenlenen çalıştay, ülkemizin bu kapsamdaki ilk etkinliği olma açısından önemlidir.

İTÜ TMDK müdürü Prof. Adnan Koç, İTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr Ali Fuat Aydın ve İTÜ TMDK Müzikoloji Bölümü Başkanı Prof. Songül Karahasanoğlu’nun konuşmalarıyla başlayan çalıştay, moderatörlüğünü Prof. Dr. Ruhi Ayangil’in yaptığı Oransay’ın ilk öğrencileri ve ilk müzikoloji mezunlarından olan Dr. Ayhan Sarı ve Prof. Dr. Fırat Kutluk’un Oransay ile ilgili anılarını ve eğitim metotlarını aktardıkları konuşmalarıyla devam etti. Akabinde 16 üniversitenin fakülte ve müdürlüklerine bağlı olarak eğitim veren Müzikoloji Bölüm, Anabilim dalı ve Program başkan ve temsilcileri kendi bölümlerini tanıtan sunumlar gerçekleştirdiler.

Çalıştay, Üniversiteler Arası Kurul Müzikoloji temsilcisi Prof. Dr. Turan Sağer, akademi dışından Kültür Bakanlığı’nı temsilen Dr. Ayhan Sarı ve Bağlam Yayınları Müzik Bilimleri Dergisi editörü Vural Yıldırım’ın tüm bölüm temsilcileriyle beraber müzikolojinin sorunlarını içeren soru-cevap ve tartışma oturumu ile sona erdi.

Son oturumun kısıtlı süresi müzikolojinin biriken sorunlarına yeterli olamadığından dolayı her sene Kasım ayının ilk haftası bu etkinliği gerçekleştirerek süreklilik kazanmasına karar verildi. Konuşulan sorunlar daha sonra rapor haline getirilmek üzere maddeler halinde tespit edildi. Böylece bir sonraki çalıştayın ekseni de belirlenmiş oldu.

“Bölüm Başkanları ve Farklı Kurumlardan Temsilciler ile Tartışma-Soru-Cevap” bölümünde dile getirilen sorunlar 4 ana madde halinde sıralandı. Bunlar;

  • Doçentlik sınavındaki alan dışı öğretim üyeleri, adayların kalitesi ve başvuru kıstasları
  • Anadolu üniversitelerinde öğrenci kontenjanlarındaki fazlalıklar
  • Öğrencilerin istihdamı
  • Arşivlere ulaşılamaması

Gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmesi planlanan bunun gibi çalıştaylar, müzikoloji alanında neyin amaçlandığının nesnel ve nicel ölçütlerle saptanması fırsatını sunması bakımından önemlidir. Ayrıca bu gibi geniş katılımlı toplantılarla ileriye dönük ortak kararlar almak ve kolektif hareket etmek de daha mümkün hale gelebilecektir.

Çalıştay’ın önemli getirilerinden biri de çeşitli üniversitelerden gelen öğrencilerin de katılımıyla etkin bir paylaşım ortamı oluşturması ve temsilciler, öğrenciler ve diğer katılımcılar arasında doğrudan iletişim alanı yaratmasıdır. Etkinlik bu yönüyle azami faydayı hedeflerken sürekli hale gelmesi durumunda sorunların çözülmesinde ciddi ilerlemeler olabileceği bakımından umut vericidir.

________________________________________

(*)  İTÜ TMDK Müzikoloji Böl. Arş. Gör.

Kaynakça

  • ADORNO, T. W. (1990). Toplum Üzerine Yazılar, Belge Yayınları: İstanbul.
  • GÜNAY, Edip (2008). “Müzikolog”, Porte: İTÜ Müzik Bilimi Kulübü Aylık Bülteni, Ocak, s.6
  • KAPLAN, Ayten (2008). Kültürel Müzikoloji. Bağlam Yayınları. İstanbul
  • KAEMMER, John E (1993). Music in Human Life: Anthropological Perspectives on Music. University of Texas Press.
  • KOLUKIRIK, Kubilay (2012). “Osmanlı Devleti’nde İlk Resmî Konservatuvar Olan Dârülelhanda Derleme ve Yayım Faaliyetleri”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi.
  • HALMAN, T (2005). “21. Yüzyılda Üniversite ve Kültür”, TÜBA Forumu. Reform Matbaacılık: Ankara, s. 17.
  • SAĞER, Turan (2003). “Cumhuriyet Dönemi Müzik Politikaları”, Ata Dergisi, s.11
  • ÖZCAN,  Nuri (1993). “Dârülelhan”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi: Cilve-Dârünnedve. Ankara,. C. 8.,  s. 520.
  • YILDIRIM, Vural (2005). “Müzik Bilimde Temel Öğe: Yayın”, Müzik ve Bilim Dergisi: Eylül, s. 4.
Facebook'ta Paylaş
 
Anahtar Kelimeler:Türkiye’de, Müzikolojinin, Sorunları, İlk, Müzikoloji, Çalıştayı, Güncel, G,
Kaynak / EditörOkunma Sayısı: 1955
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz

Turan KURNAZ()
Tebrik ederim,yazın çok güzel olmuş.
Gönderilen Tarih - 30 Mart 2015 Pazartesi (17:29)  

Diğer KRİTİK Haberleri
Ayangil Türk Müziği Orkestra ve Korosu ITRÎ ile BACH konseri (1995) sonrasında… Ruhi Ayangil
İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu-Mehter [CD Tanıtım ve Eleştiri]… İlhami Gökçen
Plaklar, 20. yy. müziğinin tanıkları… Ayhan Sarı

Plaklar, 20. yy. müziğinin tanıkları… Ayhan Sarı
Zekâi Dede - Sûz-i Dil Mevlevî Âyini CD Tanıtım ve Eleştirisi… İlhami Gökçen
Devlette görev yapan sanatçılar ve kurumları 583.kez(!) gündemde.
Zekâi Dede - İlâhiler CD Tanıtım ve Eleştirisi… İlhami Gökçen
“Sent Antuan Kilisesi alt şapel“ konser mekanlığı üzerine… Hıncal Uluç
Diğer Başlıklar

İTÜ Osmanlı-Türk Müziği Araştırmaları Çalışma Grubu’ndan "Musikinin Asrî Prensi Ali Rifat Çağatay" kitabı…
Klarnet katilinin heykeli dikildi…
Serkan Kaya: “Arabeski güncelledik“ ...
Çanakkale Korolar Festivali'nin ardından… Ayhan Sarı
IV. Çanakkale Korolar Festivali başlıyor…
“Ben Gamlı Hazan” şarkısının öyküsü üzerine… Bayram Yurdacan
“Çaykovski İstanbul’da” iken...
Çanakkale Korolar Festivali Programı belli oldu...
Beyin ameliyatı olan kadın mani söylemeden duramıyor...
Çanakkale Korolar Festivali Özel Ödülü şehit öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’a…
Günün Sözü
Halk kaç türkümü biliyorsa, benim eser sayım odur...
(Neşet Ertaş)

Yazarlar 
Röportajlar
Ela Altın ile Röportaj… Tuba Dere
Röportajın devamı için bkz: http://www.musikidergisi.com/yazar-242-ela_altin_ile_roportaj%E2%80%A6_tuba_dere.html ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,30ms