Bugün - 20 Kasım 2017 Pazartesi
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 28°C
Haber Detayları

Teke Yöresi Halk Oyunları ve Müziği; Burdur Örneği…

Teke Yöresi Halk Oyunları ve Müziğinin İncelenmesi: Burdur Örneği…Gökhan Çağırgan*

MAKALE Haberi - 4 Şubat 2015 Çarşamba - 18:55
Teke Yöresi Halk Oyunları ve Müziğinin İncelenmesi: Burdur Örneği…Gökhan Çağırgan*
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

Türkiye’de halk oyunları ve müziği,  ilk olarak “folklor” adı altında incelenmeye başlanmıştır.

Batıda 1846 yılından itibaren başlı başına bir bilim dalı olarak ele alınan folklor, ülkemize 1913 yılından itibaren “halkıyyat, halk bilgisi, budun bilim” terimleriyle girmeye başlamış ve günümüze yaklaştıkça “folklor” ve “halk bilimi” terimleriyle yaygınlık kazanmıştır. (Altınay, 2000) Dundes,(2005) çalışmasında “folklor” sözcüğünün yanlış kullanıldığını şu sözlerle belirtmektedir;

“Karışıklığı önlemek için malzemeye folklor, bu malzemenin araştırılıp incelenmesine de folklor bilimi (folkloristics) diyeceğiz.”

Bütün bunların dışında bu sözcük, ülkemizde farklı anlamlarda da kullanılmaktadır. Sözgelimi halk oyunları için uzunca yıllar folklor sözcüğünün kullanılması gibi…

 

Yıldırım’ın(1994) çalışmasında şu sözler yer almaktadır;

”Sosyal ve beşeri ilimlerin diğer disiplinlerinde olduğu gibi, folklor da kendisi için yeterli açıklayıcılığa sahip bir disiplin grameri vücuda getirme sürecini henüz tamamlayamamıştır.”

Günümüze ulaşıncaya kadar geçen süreçte, bu alanda Anadolu’da yapılan çalışmaların bazılarının bu alanda eğitim almamış kişiler tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bu durumun neden olduğu çeşitli sorunlar bulunmaktadır ki bunlardan biri, derleme çalışmalarından elde edilen verilerin sınıflandırılması çabasıdır.

Sınıflandırma ile ilgili çalışmayı da derlemecinin yapması, çelişkili tanımların yapılmasına neden olmuştur. Çalışmaların pek çoğunda, araştırmacının kendi yorumları ile çeşitli tanımlamalar yaptıkları, derlemeye katkı sağlayacağı düşüncesiyle olsa gerek çeşitli eklemeler yaptıkları görülebilmektedir.

Aynı ürünün farklı kişilerce derlenmesi sonucu, her birinin ayrı sınıfta değerlendirildiği de görülebilmektedir. Bu alandaki bir diğer sorunun kaynağı ise “anonim” olgusu ile ilgilidir. Bu olgu özellikle halk müziği alanında karmaşık durumlara neden olmuştur.

Halil Atılgan, “anonim prosedürü” olarak değerlendirdiği durumu şöyle ifade etmektedir;

“Amacım, beste olan türkülerin, anonim olarak sunulması sonucun­da ortaya çıkan aldatmacanın kalkmasıdır. Beste türkü TRT repertua­rından geçmiyor, yayınlanmıyor. Ama kişi beste türküye anonim prosedürü uygulayarak kuruldan geçmesini ve yayınlanmasını sağlıyor.”  

Bu durum, notaya alınan bestenin üzerine bestecinin kaynak kişi, yöresinin belirtileceği kısma da bestecinin memleketinin yazılması ile gerçekleştirilmekteydi. Söz gelimi “kaynak kişi: Neşet Ertaş, Yöre: Kırşehir…” Yapılan bestelerin anonim olarak gösterilmesi, o yöreye özgü, gelenekselleşmiş ürünler gibi algılanmasına da yol açmıştır. Bu da bazı ürünlerin halka ulaşmadan sadece nota üzerinde kalmasıyla sonuçlanmıştır.

Aynı durum, halk oyunlarında “oyun yazma” yada “yazma oyun” olarak değerlendirilmektedir. Sözgelimi Tefenni Zeybeği, Tefenni’ye ait bir ezgi olarak repertuara aktarılmış fakat nota bilenler haricinde, yerel sanatçıların bu ezgiyi bilmemeleri, bu ezginin anonim özelliği taşımadığının ve bir oyunun olmadığının göstergesidir. Bu örnekteki gibi pek çok ezgi TRT arşivinde nota olarak yer almaktadır.

Burdur ezgilerinin pek çoğunda TRT sanatçılarının birbirlerinden derledikleri ezgilerde, bazılarının “derleyen” bazılarının ise “kaynak kişi” olarak, ya da her ikisinin de aynı kişi olarak yazılmış olduğu görülebilir. Çoğunda derleme tarihi yazmamaktadır. Ayrıca kaynak kişinin icra ettiği eserin adını bilmemesi durumunda, derlemecinin o esere isim belirlemesi de bir sorun oluşturmuştur.

TRT repertuarı tarandığında, bu gibi durumlarda eser adı yerine “sınıflandırma” belirteci kullanıldığı görülmektedir. “Kırık zeybek”, “tek zeybek”, “teke zeybeği”, “halay” gibi. Bu nedenle eserlerin isminden yola çıkılarak yapılan çalışmaların doğru sonuca ulaşması beklenemez. Sözgelimi eserin adının “…….. Zeybeği” olması, o eserin bir zeybek oyunu olduğunun göstergesi değildir. Burada asıl mesele, bu eserin bir oyununun olup olmadığıdır. Eğer oyunu var ise adındaki türün özelliklerini taşıması ve geleneksel özellik taşıyıp taşımadığı belirleyici unsurlardır.

Bu durumun oluşumu ile ilgili, Türkiye’de “folklor” çalışmalarına dönemsel yaklaşımın yerleşmemiş olmasının etkilerinden söz etmek mümkündür. Geçmişten günümüze bütün ürünlerin tek bir potada değerlendirilmesi, bu alanın asıl amacının dışına çıkılması sonucunu beraberinde getirmiştir. Bütün bunların sonucunda ise bu alanda karmaşanın hakim olduğu aşikardır. Bu yönüyle, geleneksel ürünlerin korunması ve yeni üretimlere kaynak oluşturması önemlidir. 

Bölgede yaşanan savaş ve doğal afetler sonucu yazılı kaynakların pek çoğunun  yok olması nedeniyle Burdur’un Cumhuriyet öncesi sosyal ve kültürel yaşamı hakkında bilgi edinmek güçleşmiştir. Fakat halk kültürünün hafızaya dayalı aktarımı yoluyla bu kültürün yaşayan yönünü ve geçmişi ile bu günü arasındaki süreci yorumlamak mümkün gözükmektedir. Burdur’da kadim medeniyetlerin ardından Türklerin gelişi ile şekillenen kent kültürü ve göçer Türklerin köylerde Yörük-Türkmen geleneklerini sürdürmesi sonucu oluşan yayla-köy kültürü  ve her ikisinin etkileşimiyle oluşan yaygın kültür günümüzde bu üç biçimde de yaşamını sürdürmektedir.

Askerlik, göç ve ticaret,  kültürel etkileşimin önemli unsurlarıdır. Cumhuriyet dönemi, halkevlerinin ve köy enstitülerinin faaliyetleri, derleme çalışmaları vb ise bu unsurların “organize” biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bu unsurlar gibi Yurttan sesler korosunun kurulması da geleneksel müziklerin değişim sürecinde etkin rol almıştır.

Bu çalışma ile, Burdur’da, halk oyunları ve müziği kapsamında geçmişten günümüze yukarıdaki pek çok nedenden dolayı oluşmuş karmaşık yapıyı irdeleyerek, bu yapının güncel veriler ışığında çözümlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, bu doğrultuda, Teke Yöresi kültür sahasında yer alan Burdur’daki halk oyunları ve müziğinin tarihsel süreci içerisinde, oluşum, gelişim ve değişim unsurlarının belirlenerek, nasıl sınıflandırıldığı kapsamında gerçekleştirilmiştir.

Oyun her tür maddi çıkar ve yarardan arınmış bir eylemdir; bu eylem özellikle sınırlandırılmış bir zaman ve mekânda tamamlanmakta, belirli kurallara uygun olarak, düzen içinde cereyan etmekte ve kendilerini gönüllü olarak bir esrar havasıyla çevreleyen veya alışılmış dünyaya yabancı olduklarını kılık değiştirerek vurgulayan topluluk ilişkilerini doğurmaktadır.

Ersan’a göre,(2006) ülkemizin hemen her yöresinde oynanan, birbirine yakın, benzer veya farklı tarzlardaki oyunların şüphesiz bir tarihi temeli vardır. Birçoğu Türkistan’dan getirilen bu oyunlar arasında, Türklerden önce Anadolu’da yaşayan kültürlerin mirasının kalıntıları da bulunmaktadır. Artun’a göre,(...) Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu yurt tutan Türkmenler göç yollarında kültürleşme yoluyla kültür alışverişinde bulunarak bunları Anadolu’ya taşımışlardır. Yeni yurt Anadolu’da tanışılan kültürlerle ve yazlak-güzlek, kışlak ve konalgalar arasında kültürleşme sürmüştür. Taşınan Orta Asya ve göç yolları kültürü, yeni yurt Anadolu kültürü ve İslami kültür, yüzyıllar boyu süren kültürleşme sürecinde yoğrularak yeni bir Anadolu kültürü oluşturmuştur.

Teke Yöresi ve Burdur

Eski adı “Teke” olan Antalya ili ve çevresinin coğrafi tanımı şöyledir; “Antalya Körfezi ile Fethiye Körfezi arasında kalan saha Teke Yöresi olarak adlandırılmaktadır. Antalya’nın batısında Torosların batı bölümünde yer alır. Sahanın kuzeyinde Gölhisar ve Tefenni (Burdur), doğusunda Konyaaltı (Antalya), batısında Fethiye (Muğla) ilçeleri bulunmakta, güney sınırını ise Akdeniz oluşturmaktadır.” (Sarı, Tepeli, 2012) Bu yöre kültürünün zaman ve mekanla yayılmasıyla, etki alanı genişlemiş ve bugünkü kültür sahasını oluşturmuştur.

 

Hamid, Teke ve Menteşe Sancakları’ nın siyasi sınırları içerisinde gelişen, kökeni konar-göçer/Türkmen bozkır kültürü olan bu sosyo-kültürel sistemin adı Teke Yöresi Kültürü’dür. Teke Yöresi Kültür Sistemi’nin sınırları, Akdeniz Bölgesi referans alınarak, Güney sınırı; Antalya İli ve İlçelerinin tamamını, Kuzey sınırı Burdur-Isparta İlleri ve İlçeleri ile Afyon’a bağlı Dinar ve Sandıklı İlçelerini içine alan, Batı sınırı; Ege Bölgesi’nde Muğla’ya bağlı Bodrum-Milas İlçeleri hariç Uşak içlerine kadar sokulan ve Doğu sınırı; Mersin (İç-el)’e bağlı Silifke, Mut ve Erdemli İlçelerine kadar uzanan bir etki alanına sahiptir. (Ersoydan, Karakelle, 2012)

Burdur, coğrafi konumu itibari ile Akdeniz Bölgesi’ nin güneybatısında yer almaktadır. İlin doğu ve güneyinde Antalya, batısında Denizli, güneybatısında Muğla, kuzeyinde Afyon ve kuzeydoğusunda ise Isparta ili bulunmaktadır. İlçeleri ise Altınyayla (Dirmil) ,Ağlasun, Bucak, Çavdır, Çeltikçi, Gölhisar, Karamanlı, Kemer, Tefenni ve Yeşilova’dır.

Bizans hakimiyetindeki adı “Polydorion” olan Burdur’un kadim tarihi, Pisidya tarihiyle müşterektir. Pisidya, Anadolu’nun göller bölgesidir. (Kum, 1937) Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu bölgenin Türk hakimiyetine girmesi XIII. yy başlarında olmuştur.  Türk’lerin gelişi ile “Tirkemiş” olarak anılmaya başlamıştır. Erdem(1928) Türk’lerin bu bölgeye gelişini şu cümlelerle ifade etmektedir;

 

“Cengiz’in zulmünden garbe doğru hicret eden Türk’ler meydanında  Kınalı Aşireti namı ile maruf bir aşiret bu havaliyi ve şimdiki camii kebirin bulunduğu yüksek ve geniş mahalli pazar ittihaz ederek alan pazarı namı ile tevsim ve bilahare “dört ayaklı-dört ayetli hamam bendi civarında tevatun etmişlerdir.(sf1)


Menteşe beyliği, Hamid Beyliği ve onun bir kolu olarak Tekeoğulları beylik kurmuşlar ve bu beylikler Osmanlı’lar tarafından değişik şekillerde alınarak,  Anadolu Beylerbeyliği’ne tabi sancaklar haline getirilmiştir.(Sarı, 2008) XIX. yy da yapılan idari değişikliklerle geniş alanlı sancaklar parçalanıp küçük alanlı sancaklar haline getirilince,  Hamit sancağı da parçalara ayrılmış ve bunun bir bölümünü de Burdur sancağı oluşturmuştur.(Kür, 2008)  “Burdur” adının tarihçesi  ile ilgili çeşitli rivayetlerden biri şöyledir;

 

“Sultan Korkut’un , biraderinin(II.Beyazıt) takibi üzerine Burdur tarikile Teke’ye iltica eylediği tarihen müsbettir. Mümahileyh aranırken takip kumandanınca Burdur’a ihtifa eylemesi ihtimaline binaen, Burdur’un bulunduğu karye veya kasabaya gelinerek Sultan Korkut aranmıştır. Vaktile o zamanın Burdur’da yaşayan ağa ve beylerini takip kumandanı “Sultanere” denilen ve halen bu gün bile bu isimle anılan mahale çağırarak kuvvetli ve şiddetli bir surette “Sultan nerededir? buldur” deye bağırması ve bu hitabla defatle orada bulunan kasaba beylerine çıkışması ve tehdit etmesi memleket halkı üzerinde derin bir intiba bırakmış ve kumandanın bir kaç kerre tekrar eylediği “buldur” kelimesi bir hatıra olarak Burdur’a isim kalıvermiştir.”(Erdem, 1928)

 

Burdur’un adı, halk arasında “Buldur” dur. Osmanlı Devletinde “Burdur” adıyla geçmiştir.(Kum, 1937) Burdur, bir taraftan çevre kültürüne bir taraftan da Teke yöresi kültürüne sahip çıkmış ve bu iki ayrı kültürü zamanla birbirine kaynaştırmış, gelenekselleştirmiş bir ilimizdir. Bu yönüyle binlerce yıldır süregelen Türk kültür uzantılarını ve milli değerleri saklayan, yaşatan bir kültürel yapıya sahiptir.(Yıldız, Kazan, 2009)

 Teke Yöresi Halk Oyunları ve Müziği

  Teke Zortlaması

 Yörük-Türkmen çobanlar tarafından üretilerek göçebe yaşam biçimi ile yaygınlaştığı düşünülen ve  9/16 usulün iki şekliyle icra edilen Teke Yöresi oyunudur.

a-)b-)

 

1927’de İlk Türk folklor derneği olan Anadolu Halk Bilgisi Derneği Ankara’da kurulmuş 1928’de derneğin adı Türk Halk Bilgisi derneği şeklinde değiştirilmiştir. Çeşitli araştırma gezileri düzenleyen derneğin ikinci gezisi (Temmuz-Ağustos 1931) Gaziantep ve civarında  Abdülkadir İnan, Ali Rıza Yalgın ve Şakir Sabri tarafından özellikle köylerden malzeme toplamaya gayret edilerek gerçekleştirilmiştir. (Elçi, 2008)  Ali Rıza Yalgın, 1940 yılında yayınlanan “Cenupta Türkmen Çalgıları” isimli kitabında bu araştırmalara yer vermiştir. Yalgın’ın “kaval” ile ilgili görüştüğü kişiler, Kadirli’den Hasan Şahin, Sarıkeçili oymağından Dede oğlu Abdullah ile Hasan oğlu Mehmed, Acar oymağından çoban Süleyman ve Saçıkaralı oymağından Abdül oğlu Duran’dır. Yalgın, “Telezotlatma” ismli bir kaval havasını “kendi cümleleriyle şöyle açıklamaktadır; “telez, tel gibi ince bir otun adıdır. Bu ot, ikibin irtifalı yaylaların üzerinde, Ağustos ayında bulunur. Hayvanlar, bilhassa koyunlar bu otu yerlerken sevinçlerinden adeta oynarlarmış. Bu oynayışı kavalcı çobanlar besteleyerek telezotlatma havasını bulmuşlardır.” Yalgın bu havaların müzikal yapıları ve oyunun olup olmadığı ile ilgili bilgi vermemiştir. Fakat telez otlatmanın,  teke zortlatmayı çağrıştırması, daha sonraları,  hayvanlarının bu hareketlerinden esinlenerek besteledikleri telezotlatma havası eşliğinde, aynı hareketleri taklit ederek bu oyunu oynamış olabilecekleri ve yörükler arasında yaygınlaşmış olabileceğini düşündürmektedir. Koruk’un (2009) çalışmasında da, teke zortlamasının açıklandığı bölümde, söyleniş biçimindeki benzerliğe değinilmiştir. Ezgü’nün (1997) konu ile ilgili görüşleri ise şöyledir;

“Bu anlatımda bir takım değişik görüşler bulunmakta olup, kimilerine göre teke zortlatması, teke otlatmasından gelmektedir. Ancak, bana göre de daha doğru olan Hamit Çine’nin görüşü ise şöyledir: Yörenin hemen hemen tüm kesiminde otlatmak yerine “gütmek” ve “yaymak” deyimleri kullanılır. Yüzyıllardır bu böyledir”

Ezgü’nün benimsediği, Çine’nin bu görüşündeki “yüzyıllar” ifadesinden, bu konu ile ilgili yüzyıllara uzanan bir kaynak olduğu düşünülebilir. Ayrıca, “otlama”, “yayma” ve “gütme” sözcüklerinin kullanırlığı bu oyunu yada havayı  bulan yörük boyunun hangisi olduğunun bilinmesi  sonucu ortaya koyulabilecek bir görüştür. Zortlama ve zortlatma sözcüklerini bilmeyen, dolayısıyla kullanmayan yörük boyları bulunmaktadır. Ali Rıza Yalgın’ın görüştüğü kişilerin yörük çobanlar olması da dikkat çekmektedir. Benzer bir ifade; 1989 yılında Barış Manço’nun Burdur konulu tv programı çekimlerinde yer almaktadır. Yerel sanatçılar, Faik İnce, Ahmet Turgut, Saim Bilen ve Hüseyin Demir’in yer aldıkları bölümde, zortlamanın “zıplama, hareket etme” anlamına geldiği söylenmiştir. Ahmet Turgut’un açıklaması şöyledir; “ sonbaharda sürünün içerisindeki teke, keçi sürüsüne bakıp, aşka gelip, taştan taşa nağme ile eksik ritimlerle zıplıyor, yani zortluyor. Tekenin bu hareketleri çobanın gözünden kaçmıyor ve kavalı ile bu hareketlerden bir nağme çıkarıyor. Böylece teke zortlaması ortaya çıkıyor.” 1967 il yıllığında Çine’den alınan bilgiler arasında bu oyunla ilgili şu açıklama yer almaktadır; “Teke oyunları üç guruba ayrılır; teke zortlaması, tek zeybek ve kabaardıç...Teke zortlamaları umumiyetle bir uzun hava-gurbet havasından veya hava gezintisinden sonra çalınır. Gurbet havaları da teke oyunlarından olup, ilimizin asırlardan beri benimsediği bir müziki türüdür.(sf 221) Çine’nin, Burdur’dan Damlalar(2003) isimli kitabında ise; “Teke zortlaması bir Teke Yöresi oyunu olmakla beraber adını bu bölgede pek bol olan kara davarın erkeği tekeden almıştır. Çünkü oyundaki figürler bu hayvanın hareketlerine benzemektedir. Teke zortlamasının pekçok ezgisi olup, oyunu tek tiptir. 9/16 lık ölçüsünün kazandırdığı akıcılık ve kıvraklık insanı coşturan ve hoplatan bir özelliği vardır.”(sf.144) Çine’nin 2004 sempozyum bildirisinde şöyle yer almaktadır;

 “4 milyona yakın bir insanın yaşadığı Teke Yöresi’nin bu tarihi oyununu bir kez daha açımlıyorum. Kara davarın erkeği teke, Güz mevsiminde, teke katımı denilen çiftleşme zamanı gelince, bedensel, ruhsal, fiziksel bir değişiklik gösterir ki buna “Teke zortlamış” denir. Tekenin bu haldeki hareketlerini yani ileri-geri sıçramalarını gösteren oyuna da teke zortlaması denir.”(sf45)

Çine, aynı çalışmasında,Teke zortlamasının zeybek olduğu görüşünü, şöyle ifade etmektedir;

 “zeybek ezgileri, yani oyun havaları, eğer zeybek oyunu olarak oynanıyorsa ki böyledir, gerek ezgiler, gerekse oyun kalıpları “dokuz” zamanlı olarak başka deyişle ölçüleri 9 dörtlük, 9 sekizlik veya 9 onaltılık değerlerle, Batı Anadolu’nun tüm kesimlerinde asırlar öncesinden beri, duygu, düşünce ve gönül birliği ile tescil edimleş olarak hiçbir şekilde istisnai çeşitlemesi olmadan devam edegelmektedir.”(sf 458) 

 Geleneksellik özelliği taşıyan halk ezgilerinin derlenmesi “Mûsiki İnkılabı”na yönelik yapılacak çalışmalar için değerlendirileceği düşünülerek 1937-52 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün idaresi altında (Altınay2004:132) Anadolu’nun çeşitli yerlerinde derleme gezileri düzenlenmiştir. Beşinci geziden itibaren bütün geziler Halil Bedii Yönetken, Muzaffer Sarısözen ve Rıza Yetişen tarafından yapılmıştır. Altıncı gezide (Temmuz-Ağustos 1942) Isparta, Burdur, Antakya ve Muğla’da 426 halk ezgisi derlenmiştir. (Elçi, 2008)  Teke zortlaması olarakilk yazılı bilgi,Halil Bedii Yönetken’in, derleme notlarıdır.


“Bu yıl (1942) maarif vekilliği tarafından yaptırılan derlemede İsparta’dan itibaren Teke zortlaması deye bir ezgi çeşidiyle karşılaştık. İsparta’dan güneye kadar Teke zortlaması dinledik. Bundaki Teke’ nin ne olduğunu soruşturduğumuz zaman “sıcak, engin yerlere teke derler” dediler. Anlaşılıyordu ki kastettikleri, Teke Bölgesi idi. Teke zortlamasına biz Muğla hariç İsparta, Burdur ve Antalya’da da çok rastladık. Bu Teke yürüklerinin ve bu havali halkının oyun ve oyun havalarıdır. Elmalı’da bir halk sanatkarı, teke denilen hayvanın sekerek, arkasını dönerek sıçramasından kinaye olduğunu söylemiştir.”(sf.123)

Yönetken’in bu gezide izlediği oyunlardan çok etkilendiği şu sözlerinden anlaşılmaktadır;

“İsparta-Yenice, Burdur-Dirmil ile Muğla arasındaki raks kontrastı, müzikte allegro- adagio kontrastı gibi bir şey, o kıvraklık ve canlılıktan sonra bu ağırlık, sırf estetik bakımdan, çok dikkat ve hayreti çeken bir sanat olayıdır. Memleket bundan büyük sevinç ve kıvanç duyar, öyle kıvrak oyunlarımız var ki,  dünya hareketli oyunlarını gölgede bırakır, ağır oyunlarımızın vakarlı, heybetli efe edası ise dünyanın hiçbir oyununda yoktur.”(sf.127)

 Göçler nedeniyle çeşitli kültürel unsurlar büyük şehirlere taşınmıştır. Köy ve şehir kültür çevreleri iç içe yaşamaya başlamıştır. Farklı geleneklerin bir arada yaşaması halk kültürüne yeni bir boyut getirmiştir. (Artun, 1996) Teke zortlaması, bu gibi çeşitli sebeplerle kente taşınmış ve zamanla benimsenmiştir. Burdur merkezde bu oyuna teke zortlaması denilmektedir. Aziziye, Dirmil ve Kozağaç’ ta ise halk tarafından bu oyuna “menevşeli” denilmektedir. Bu oyuna menevşeli demelerinin sebebi, bu oyuna eşlik eden türküde yer alan, menevşe, menevşesi, menevşeli gibi sözcüklerdir. Konya dolaylarındaki Sarıkeçili’lerin “göçer” yaşayanları ile yaptığımız görüşmede, “zortlama” ve “menevşeli” nedir diye sorduğumuzda bilmediklerini söylediler. Bu oyunu kastederek büyüklerinin “teke sekişi” dediklerini söylediler. Görüldüğü gibi Teke Yöresi genelinde aynı oyun, halk tarafından teke zortlaması, menevşeli, teke havası, tüngümeli, aykırı, teke sekişi, yörükkarşılaması  gibi çeşitli sözcüklerle ifade edilmektedir. Burdur Aziziye’li sipsi ve kaval icracısı Mehmet Bedel, Antalya’ da düğünlerde bu oyun için “yayla çal yayla” dediklerini söylemektedir. “Boğaz” yada “boğaz gaydası” olarak da ifade edilmektedir. Fakat “boğaz çalma”  yörenin müzik geleneği içerisindeki icra biçimlerinden biridir. Bu şekilde icralarda genellikle zortlamanın da yer almasından dolayı aynı anlama geldiği düşünülmektedir.  Oysa bu icra biçimi ile teke zortlamasının yanısıra farklı usul ve usulden bağımsız biçimdeki ezgiler de seslendirilebilmektedir.

 Bölgelere göre farklılık göstermesine rağmen, genel olarak boğaz çalma; ezgi söyleme sırasında parmakların boğaza bastırılarak ritmik hareketlerle aşağı yukarı kaydırılması ya da boğaza dikey hareketlerle vurulmasıyla, seste perde değişikliği yaratma esasına dayalı icra biçimidir. Bu icra geleneği uygulandığı bölgeye göre Hoyya, Hollu, Dova, Göğüs Çalma, Ümük Çalma, Hada gibi farklı isimlerle de anılmaktadır.”(Yılmaz,2013) Eğer, oyun oynama isteği,  “boğaz çal” , “boğaz gaydası çal” “boğazlardan gir” vb ifade ediliyorsa, teke zortlaması çalınır. Sıklıkla karıştırılan bir başka sözcük de “dımıdan” sözcüğüdür. Çine(1967) dımıdanı şöyle açıklamaktadır; “Kadınlar arasında yalnız ritim sazı-darbuka, tepsi ile oynanması ayrı bir özellik taşır. Bu tip teke zortlamalarına Tefenni, Yeşilova ve köylerinde dımıdan denir.” Oysa dımıdan, sadece bu tip teke zortlamalarına verilen ad değil, bünyesinde teke zortlamasının da yer alabildiği bir eğlence biçimidir. Dımıdan kadınlar arasında yapılan müzikli eğlencede, yöre havalarının dığan, leğen, delbek, sini, tava vb aletler ile çalınıp, söylenip, oynanmasına verilen genel addır. Kendi aralarında çalıp, söyledikleri ve oynadıkları her türlü havaya, oyuna “dımıdan, dımıdan havası, dımıdan oyunu” denilir. Ayrıca yerel söyleniş olarak farklılıklar göstermektedir. Dımıdana, dımıdım, dımıdımı gibi...Çumra’ da görüştüğümüz Pervin Çoban Savran’dan alınan bilgi şöyledir; “ eskiden kadınlar ekmek edip hamuru bitirdikten sonra leğeni ters çevirip çalıp, söyler , oynarlardı. Bu eğlenceye “henk” denirdi.  

Gabardıç

 Teke yöresinde oynanan bu oyun, bir ölçünün benzer motiflerle sürekli tekrar edilmesiyle icra edilir. Oyun hareketi de aynı motifin çeşitlenmesi ile oluşmuştur. 2/4 usuldedir. Baykurt(1965) çalışmasında bu oyunu zeybek olarak nitelendirmektedir. Uludağ(2009) çalışmasında bu oyunun şamanizm ile bağlantısı olduğu düşüncesi yer almaktadır.

örnek

 

Yönetken, kitabında gabardıçtan şöyle bahsetmektedir; “Bütün Burdur sınırları içinde çok tanınan “Gabardıç” havası ve oyunu: “Goyumu olur gabardıcın gölgesi, aydan aya artar yarın sevdesi” sözleriyle başlar. Şu da enteresandır: sallandı kaba ardıcın dalları, kaldır gelin sarılalım kolları”(1942)

1965 yılında yayınlanan Şerif Baykurt’un “Türk Halk Oyunları” isimli kitabında,bu oyunun “zeybek” olduğu yazmaktadır. 1967 il yıllığında Çine’den alınan bilgilerde, “Teke oyunları” başlığı altında “Kabaardıç” adı bulunmaktadır. Fakat bu oyunla ilgili herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Çine’nin(1989) “Burdur’dan Damlalar” isimli çalışmasında , “Kabaardıç” başlığı ile şu açıklama yer almaktadır; “Türkü bölümü, ölçülü ve ölçüsüz olmak üzere Burdur, Fethiye, Acıpayam ve Antalya’ da çeşitlemeleri olan 2/4lük ölçüde bir oyun havasıdır. 1992 “Göller ve güller beldesi Burdur” isimli kitapta şöyle yer almaktadır; “iki vuruşlu kırık hava türünde bir oyundur. Kollardan çok ayak, özellikle topuk harekeleri egemen ve önemlidir. Tüm köylerde oynanır.” Ezgü’nün kitabında ise şöyle anlatılmaktadır;

 

2/4’lük ölçüyle kadınlar ve erkekler tarafından oynanan sözlü bir oyundur. Sağ ve sol ayak üzerinde sekerek yürümesi olduğu gibi, genellikle de sol ayak üzerinde sekme yapılırken. Sağ ayakta sağa-sola parmak ucuyla dokundurulup kaldırılmaktadır. Bu oyunda ayrıca tekli dönme(sol ayak üzerinde) ve çiftli dönme (sol ayak üzerindeyken de sağa dönülür) figürleri vardır.

Zeybek

Zeybek oyunlarının merkezinin Batı Anadolu, bilhassa Ege Bölgesi olduğu bilinmektedir. Fakat, Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi Burdur’da da “zeybek” olgusunun etkilerinden söz edilebilir. Nitekim günümüzde Burdur’da benimsenmiş olan üç zeybek oyunu  “Alyazma Zeybeği”, “Avşar Zeybeği” ve “Serenler Zeybeği” ile halk arasında yaygın olarak bilinmeyen, fakat halk oyunları yarışmalarında sergilenen, “Tefenni, Guluman, Gemideyim gemide, Feracemi Al isterim, On ikidir Şu Burdur’un Dermeni, Kazım Zeybeği gibi zeybekler bu etkinin en somut göstergesidir. Teke Yöresi geneline bakıldığında, aynı zeybek oyunlarını ve benzerlerini görmek mümkündür. Zeybek oyunlarının Burdur’daki tarihsel süreci ile ilgili ulaşılabilen ilk yazılı anlatım şöyledir;

“Zeybeğin bir çok nevileri vardır. Burdur, Aydın, Menemen, Ası, kırık, Selim Sırrı zeybeklerini herkes bilir. Ve münasebeti düşen mahallerde oynamaktan zevk alırlar. Bilhassa gençler verdikleri temsiller programına milli oyunları behemehal idhal ederler. Halkın derin bir iştiyakla seyre koştuğu milli zeybek rakslarından oynayanlar, alkış tufanlarına gark olurlar.  Zeybekler bilhassa milli oyun olduğu için milli bir zevk ile öğrenilmekte, zeybek bilmek bir Türk genci için bilhassa milli bir lazıme, medeni bir icap ve zaruret şeklinde görülmektedir. Burdur’da münevver tabaka hanımlar arasında asri dansları milli zeybekleri muvaffakiyetle yapan genç hanımlar da eksik değildir(Erdem, 1928,s272)”.

Benzer ifadelerin yer aldığı, 1955 yılında Burdur Valiliği tarafından hazırlanan kitapta ise şu bilgiler yer almaktadır;

“Musıki ve şiirle ikiz olan oyun,  Milli kahramanlığımızın zararsız bir şahlanışıdır. Bu zeybek oyunu şeklinde ortaya konur. Zeybeğin Burdur, ası, kırık ve Selim Sırrı... gibi çeşitlerini Burdur’lular da bilir. Kış ziyafetlerinde halka verilen temsillerin sonunda sazlar ve milli kıyafetlerle oynanan zeybekler ahalinin Türk gururunu okşar. Zeybek, enstitülü öğretmenlerimiz sayesinde daha asri, daha ritmik bir olgunluğa kavuşmuştur.(sf..)

Bu kaynaklarda dikkati çeken ilk husus, günümüzde oynanan ve yukarıda isimleri bulunan zeybek oyunlarından hiçbirinin bu kitaplarda yer almamasıdır.  İkinci husus ise, zeybek oyunlarıyla ilgili olarak “milli oyun”, “milli zevk”, “milli zeybek”, “milli bir lazıme”, “medeni bir icap”, “zaruret”, “münevver tabaka”, “milli kahramanlık”, “Türk gururu”, gibi ifadelerin sıkça kullanılmış olmasıdır.  Bu bağlamda çalışmamızın bu bölümünde “zeybek kültürü ve Burdur kapsamında bu kültürün etkileri” üzerinde durulacaktır.

Mirzaoğlu’na göre; (2014) “ Zeybeklik, farklı biçimlerde bölgede yaşanmış; siyasi, sosyal ve kültürel boyutları olan bir olgudur.” Dolayısıyla zeybek oyunu, doğrudan zeybek kültürünün öğesidir.  Öztürk,(2003) zeybekleri, “XVIII. yüzyıl sonlarından, XX. yüzyıl ilk çeyreğine kadar olan dönemde, Batı Anadolu’da yaşamış eşkıya gruplar” olarak tanımlamaktadır. Öztürk’ün, “eşkıya” ifadesine karşın, halkın, zeybekleri eşkıyalardan ayırdığını belirten görüşler de bulunmaktadır;

Dağlarda çok çete gurubu vardı. Ama halk, zeybeklerle, eşkıyaları ayırıyor, onlara “çalı kakıcı” diyordu. Çalı kakıcılar, bu günün gaspçıları, adi soyguncuları gibiydi. Yoksul halkın malına ırzına göz diken adamlardı. Zeybek ise zenginden alıp yoksula verendi. Doğru düzgün adam demekti. Mertlik ve yiğitlikti. Irza dokunmayan, öksüzün, yetimin hakkını koruyandı. (TRT, 1992)

Farklı açılardan değerlendirildiğinde, zeybeklerin “eşkıya” yada “halk kahramanı” olarak tanımlandıkları görülmektedir. Bir başka bakış açısının “bazı zeybekler eşkıyadır, bazıları ise değildir” şeklinde olabileceği gibi... Zeybeklerin bu yönüyle çok tartışılmasının temel nedeni de, “zeybek” olgusunun “siyasi” nitelik taşıması ile ilgilidir. Siyasette olduğu gibi, bu konuda da  “bakış açısı” önemlidir. Bu bağlamda, zeybek kültürünün benimsenmesi ve yayılmasında etkili olan unsurları temel olarak ikiye ayırmak mümkündür. Osmanlı döneminde, kimi efe ve zeybeklerinin “halkın koruyucusu” olarak efsaneleşmeleri ve milli mücadele dönemi ile Cumhuriyet’in ilanı sürecinde “halk” ve “yeni devlet” tarafından efsaneleştirilmeleri olarak düşünülebilir. Görüldüğü gibi her iki şekilde de bir “efsaneleşme” durumu söz konusudur. Birinci unsur, bölge halkı tarafından yani Batı Anadolu halkını etkisi altına alan, ikinci unsur ise genel olarak yaklaşık tüm Anadolu’yu etkileyen unsurdur. “Zeybek kültürü” denildiğinde “eşkıyalık” olgusu dışında, onların yiğitlik ve mertliklerini yansıtan oyunlar ve müzikler karşımıza çıkar. Çalışmanın, zeybeklerle ilgili olan kısmı, zeybek kültürünün, kendi bölgesi dışına yayılması ile bağlantılı olmasından dolayı, milli mücadele ve Cumhuriyetin ilanı sürecini kısaca değerlendirmek gerekmektedir. Köstüklü, (1990) milli mücadele döneminin hassasiyetini şu sözlerle ifade etmektedir;

“Bu kutsal vatanın insanları asırlardır, tarihte bırakmış olduğu kahramanlık izleri başta olmak üzere, birçok konuda kendinden söz ettirmiş olan bir millettir. İşte  bir milletin varlığını ve istiklalini korumak için, artık en son imkânlarını seferber ettiği Milli Mücadele‘de, tarihe kaydedilmiş böyle bir kahramanlık örneğidir. Milli Mücadele döneminde Anadolu‘nun her tarafı topyekûn bir mücadeleye girmiştir. Hiçbir il, ilçe, hatta köy yoktur ki milli ruhu uyanmamış olsun.”

 Bu dönem, Burdur‘da İsmail Hakkı Bey liderliğinde faaliyetler sürerken, Konya Valisi Cemal Bey, kendi vilayetine bağlı olan Burdur sancağındaki çalışmalara devamlı engel olmaya çalışmıştır. İşte bu sırada Burdur Askerlik Şubesi Başkanı İsmail Hakkı Bey, 17.5.1919‘da Denizli‘de bulunan 57. Tümen Komutanı Şefik Bey‘e bir telgraf göndererek, sadık ahalinin çoğunluğuna istinat edecek şekilde halk arasında teşkilat yapılmasını teklif eder. (Durmaz, 2011) Böylece Burdur, Batı Anadolu ile yoğun irtibat içerisinde milli mücadelede yerini alacaktır.

Burdur, Denizli ve Isparta sancaklarında kurulmuş olan milli kuvvetlerin bazıları şunlardır; “Sarayköy Müfrezesi”, “Tavas, Çal, Buldan ve Çivril Gönüllüleri”, “Isparta Mücahitleri”, “Demirci Mehmet Efe Kuvvetleri”, “Demiralay”, “Çelikalay…” gibi. Bu şekilde karargâhı Aydın veya Denizli‘de bulunan 57. Tümen komutanlığı, Burdur Askerlik Şube Başkanlığı ve Konya 2. Ordu Müfettişliği üçgeninde bulunan Burdur ve beraberindeki sancakların da adı geçen askeri makamların fevkalade teşvik ve himayesi ile bölgedeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri‘nin gayretli çalışmaları ve din adamları veya bazı eşrafın halk üzerindeki müessir güçleri sayesinde kısa sürede sayıları gittikçe artan, Kuva-yi Milliye teşekkül etmeye başladı.(Durmaz 2011 akt Köstüklü 1989-90)

 

Kurtuluş Savaşının ardından kazanılan büyük zaferi taçlandıracak olan Cumhuriyet’in ilanı sürecini, “zeybek” odaklı olarak değerlendiren Öztürk, düşüncelerini şöyle belirtmektedir;

 Cumhuriyet’in ilanı süreci, “efe” ve “zeybek” olgusunu, bir “milli kahraman” imgesine dönüştürmüştür. Bu süreç; Yörük Ali Efe, Gökçen Efe gibi kimi efelerin yaşamlarının da birer “milli kahramanlık destanı” haline getirilmesini sağlamıştır. Bu dönüşüm, Milli Mücadele(1919-1922) sürecine katılmış olsun ya da olmasın, bölge için “ şöhretli” ve toplum belleğinde iz bırakmış bütün efelerin haksızlığa karşı koyan “halk kahramanları” olarak, efasaneleşme”lerine de yol açmış görünüyor. Dolayısıyla Cumhuriyet Dönemi, “efelik miti” nin “milli” leştirilmiş bir versiyonu olarak yeniden-yaratıldığı bir dönem olmaktadır.(Öztürk, 2003)

Bu durum, dönemin şartları göz önüne alındığında olağan gözükmektedir. Halkın varoluş mücadelesinde, ardında efelerin, zeybeklerin gücünü hissetmiş olması bu mücadelenin kazanılmasında belki de temel unsurdu. Ayrıca, Osmanlı’ya baş kaldıran zeybekleri, yeni devletin benimsemiş olması da olağandır. Bu durum, 1928 Burdur kitabında “milli oyun”, “milli zevk”, milli zeybek”, “milli bir lazıme”, “medeni bir icap”, “zaruret”, “münevver tabaka” ,”milli kahramanlık”, “Türk gururu”, gibi ifadelerin niçin sıklıkla kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır. “Selim Sırrı” zeybek oyununun bu dönemin özelliklerini yansıtması bakımından, Anadolu’da kısa zamanda yayılmış olması ile dikkat çekmektedir. “Türkiye’de özellikle zeybek oyunları arasından, böylesine milli-modernleşmeci bir üslubu yansıtacak bir örneğin ortaya çıkışı, kuşkusuz ki dönemin sosyokültürel atmosferini anlamak bakımından son derece önemlidir.”(Öztürk, 2006,sf70) Bu oyuna adını veren Selim Sırrı  Tarcan, 1896 yılında Osmanlı zabiti olarak gönderildiği İzmir’de yaşadığı bir anısını şöyle anlatmaktadır;

"...1312 (1896) Yunan harbi başlamak üzereydi. O tarihte ter bıyık genç bir zâbittim.  İzmir’de bulunuyordum. Alasonya’ya sevk edilmek üzere Aydın, Manisa, Denizli, Ödemiş, Tire, Nazilli, Akhisar'dan akın akın harbe gönderilmek üzere askerler gelmiş idi. İzmir’in Kadifekale’sinde ve Yenikale civarında toplanan bu dilâverler çadır kurdular. Gündüzleri talim yapıyor, geceleri meş’aleler yakarak zeybek oyunu oynuyorlardı. Her biri bir çam yarması gibi iri, endamlı, çevik ve atik olan bu zeybeklerin seyrine doyulmuyordu. Merdâne rakslarını o zaman görmüş ve hayran olmuştum. Her akşam, curanın, darbukanın sesine ayak uydurup saatlerce pür-neş’e zeybekoynuyorlardı. Onların hâline bakanlar, köyünden, evlât ve ayâlinden, nişanlısından ayrıldıklarına ihtimal vermezdi." (Çapan, 2002)

Bu hayranlığın neticesinde zeybek oyun ve müziklerine yoğun ilgi göstererek , bu konuda çeşitli araştırmalar yapan  Tarcan, “Selim Sırrı” yani “Sarı Zeybek” isimli oyunu nasıl meydana getirdiğini şöyle anlatıyor;

“ 1916 yılında bir metot dahilinde başlangıç ve sonu ma’lum, mu’ayyen figürleri olan bir zeybek raksı vücuda getirmeye karar verdim. Yeni zeybek raksı için Aydın’ın pek ma’ruf olan ”Sarı Zeybek” şarkısını raksa uyarlayarak daha canlı, daha neş’eli bir beste yaptım. Sonra da 9/8’ lik bir dans havası vücuda getirdim.  Meşhur bir Rus artistine armonize ettirdim. Gerek türkünün, gerek raksın milli karakterini muhafaza etmeye çok dikkat ettim. Zeybek dansının tavır ve hareketlerindeki hususiyeti kaybetmemek için zeybeğin başına levendane bir poz, ellerine de armudi bir şekil verdim. Hareketlerdeki kesikliği kaldırdım. Çünkü hiçbir raksta münkesir bir hareket yoktur. Böylece raksta top yekün bir temevvüc husule getirdim…( Çapan )

Kendi deyimiyle “yeni bir zeybek raksı vücuda getirdim” dediği bu oyunun nasıl yayılmaya başladığını ise şöyle ifade ediyor;

"...1916 'da mu’allimi bulunduğum öğretmen okulu talebelerine, beden terbiyesi dersinde, ta’dil ve tespit ettiğim yeni zeybek raksını öğrettim. 1916 senesinin sonlarına doğru tekrar Anadolu’ya seyahat ettim. Bu sefer İzmir'den başlayarak, Eskişehir, Konya, Ankara, Usak, Manisa nihayet İzmir'de Zeybek raksına dair konferanslar verdim. Bizzat sahneye çıkıp oynadım, Bazı eşraf-zadeler oyunu beğendiler. Artık daru’l-mu’alliminin genç ve fa’almu’allimleri yeni raksı, memleketin her tarafına yaymaya başladılar." (Çapan)

Bu oyunun, Burdur’da da yeni oynanmaya başladığı Rıza Erdem’in şu sözlerinden anlaşılmaktadır; “sarifülarz zeybeklerin çok güzel ve ahenkdar besteleri vardır. Keza köylerde Selim Sırrı beyin zeybeğinden maadası yeni olduğundan henüz öğrenememişlerdir.” Bu dönemin önemli bir olayını Tarcan şöyle anlatmaktadır;

"...Eserimi, 12 Ekim 1925 tarihinde, İzmir'de hükümet dairesinde icra edilen kabul merasimi esnasında, izhar eyledikleri arzu üzerine Atatürk’e izhar ettim. Ebedi şefimiz, ertesi akşam İzmir Kız Öğretmen Okulu’nda icad ettiğim bu raksı görmek istedi. Talebem Mu’alla ile birlikte oynadım. Atatürk tekrar ettirdi. Sonra beni yanına çağırdı ve halka hitaben şunları söyledi: ‘Hanımefendiler, Beyler; Selim Sırrı Bey, zeybek raksını ihya ederken, ona bir şekl-i medeni vermiştir. Bu san’atkar üstadın eseri hepimiz tarafından seve seve kabul edilerek milli ve içtimai hayatımızda yer tutacak kadar tekemmül etmiş, bedii bir şekil almıştır. Artık Avrupalılara, bizim de mükemmel bir raksımız var, diyebiliriz. Bu oyunu salonlarımızda, müsamerelerimizde oynayabiliriz. Zeybek dansı bu şekli ile her salonda kadınla beraber oynanabilir ve oynanmalıdır.’ Atatürk bu sözlerini müte’akip bana döndü, dedi ki:“Yorulmadınızsa Mu’alla Hanımla birlikte bir defa daha şehir elbisesiyle oynadığınızı görmek isterim.” (Çapan)

 

Tarcan’ın belirttiği gibi; “bu oyunun hususiyeti kadınla birlikte oynanmasındadır” . Atatürk’ün söylemindeki “oynanmalıdır” ifadesi de bu oyunun benimsenmesinde etkili olmuş gözükmektedir. Anlaşılıyor ki; Tarcan’ın bu çalışmasının, yeni devletin modern anlayışını temsil eden ve bu anlayış içerisinde yapılacak yeni çalışmalara “örnek bir dans” olması beklenmiştir. Bu nedenle de özellikle halk evleri ve öğretmenler aracılığı ile yayılması sağlanmıştır. Cumhuriyetin ilanı sürecinde zeybek oyunlarının “milli oyun” olduğuna vurgu yapan düşüncenin, dönemin “milli ruh” etkisiyle ifade edilmiş olduğunu söylemek mümkündür. Merkezi Batı Anadolu olduğu görülen zeybek kültürünün yayılmasında ise  “kuva-i milliye” olgusu içinde Burdur ve çevresinin Batı Anadolu ile yakın teması etkili olmuş gözükmektedir. Öztürk’ün de değindiği gibi, zeybek kültürünün farklı bölgelerde bilinmesinde, zeybeklere yardım ettikleri bilinen yörüklerin etkisinin olduğu düşünülebilir. Yalgın’ın(1940) Adana dolaylarında kaval çalan yörük çobanlarda “zeybek havası” na rastlaması da bu görüşü desteklemektedir.

Halil Bedii Yönetken’in 11.08.1942’de Ulus Gazetesinde yayınlanan makalesinde yer alan, Burdur’dan derledikleri zeybek müzikleri şunlardır; Soğuk kuyu Zeybeği(Tefenni’den), Beşkaza zeybeği, Davas-Tek zeybeği, Yürük, Gönen, Karağaç, Hasanbey, Hüyüklü, Karasu, Çepken, Koca arap, Sırmaoğlu, Sarı Zeybek ve Canavar zeybekleri.(Burdur-merkez) Bu zeybeklerde diğer iki kitapta isimleri bulunan zeybekler gibi günümüzde Burdur’da oynanan zeybeklerden değildir. Derlenen bu zeybeklerin TRT nota arşivinde, pek çoğunun Aydın, İzmir, Muğla, Manisa ve Denizli’ye ait oldukları görülmektedir. Yönetken, derleme notlarında 1942’de Ulus Gazetesinde yayınlanan makalesinden sonraki bölümde, “Burdur, Tefenni, Dirmil Folkloru” başlıklı yazısında Dirmil’de 1935 doğumlu Ali Tekin’den sipsi dinlediklerini belirtmektedir. Ali Tekin’in yedi yaşında olamayacağı ihtimali kuvvetlidir. Bu ihtimale dayanarak, bu gezinin daha sonraki yıllarda yapıldığı düşünülmektedir.Bu durum Yönetken’in şu sözlerinden de anlaşılmaktadır; “1938’de Devlet Konservatuarı derleme heyeti ile bu bölgede yaptığımız inceleme gezisinde Tefenni’de aldığım notlar arasında Dirmil’in Çörten mahallesi boğaz havaları kaydı vardı, bu defa Dirmil’de toplandığımız yerde Çörten mahallesinden kimse yokmu deyince umumi bir hayret havası esti.” Yönetken Dirmil gezisini şöyle anlatmaktadır; “ burada en makbul ezgilerden Afşar Beyleri uzun havası söyleniyor ve o bir kıvrak oyuna, teke zortlamasına bağlanıyor, bu kısımda oyun oynanıyor.”

Dirmil’den Antalya’ya, ardından Aziziye’ye gittiklerini şöyle belirtmektedir; “Dirmil’de tatmin edilmeyince şansımızı hemen aynı karakterde fakat etnik bakımdan daha saf bir merkez olan Aziziye’de denemek istedik. Havalar yağmurlu gittiği için ham yolların batak halini almış olması oraya ait ziyaretimizi dönüşte yapmamızı intaç etti. Ertesi gün Antalya’ya hareket ettik. Antalya’da, “Gökte yıldız yüz atmış”, “Al yazma”, “Serenler”, “Kabardıç”, “Yörük karşılaması(9/16)”gibi havalar yer almaktadır. Yönetken bu geziye ilişkin şöyle not almıştır;“ Burada da Afşar Beylari söyleniyor fakat Afşar Zeybeğine bağlanıyor, yani uzun havadan sonra zeybek oynanıyor.” Antalya’dan Aziziye’ye gelerek burada da çalışmaya devam etmişlerdir. Burada da Avşar Beyleri dinlediklerini fakat Antalya’da zeybeğe bağlanmasına karşın, burada teke zortlamasına bağlandığını belirtiyor. “Serenler Zeybeği”, “Teke havası-teke zortlaması”, “kabardıç”, “Burdur Zeybeği”, “Gurbet havası” gibi parçalar dinlediklerini ekleyerek son olarak şu değerlendirmeyi yapıyor;

“Oyunlarını gördük. İyi hazırlanırlarsa muvaffak olurlar. Oyunları çok orjinaldir. Aynı zamanda muhtar(Musa Başer) Afşar Beyleri uzun havasını söylemeli, o, teke zortlamasına bağlanmalı. İcab ederse Antalya’dan Avşar Beyleri kaldırılabilir, çünkü o Aziziye yörüklerine daha çok yaraşır, bundan başka birkaç çocuk veya bir tek çok iyi hata(hada) söyleyen çocuk da bu ekibe katıştırılır. Bunlar için Aziziye başöğretmeni ve muhtarı ile temas edilecektir.

Yücel(2010) Yönetken’in Aziziye gezisini şöyle anlatılmaktadır;

“1958 yılında Halil Bedii Yönetken ve Ahmet Kutsi Tecer, folklor araştırmaları için Aziziye köyüne gelmişlerdir. Aziziye köyü halkı bir meş’ale yakarak, orta oyunları, halk oyunları ve gece muhabbeti ile gösterilerini sunmuşlardır. Bu gösteri ve oyunlardan çok memnun olan hocalar, Aziziye köyünde bir folklor ekibi kurmaya karar vermişlerdir.” O tarihte köy ilkokul öğretmeni olan Ali Aksungur’un başkanlığında, sazcılar; Musa Başer ve Kemal Kalkan, Kavalda; Mehmet Bozca, Boğazda; Ahmet Can ve Mustafa Ceylan, Oyuncular; Arif Karakaş, Mehmet Aksungur, Hüseyin Ali Acar, Musa Çetin, İsmail Karaca ve Rafet Atmaca’dan oluşan Aziziye Folklor ve Halk Oyunları Ekibini oluşturmuşlardır. Folklor ekibi 1959 yılında  Halil Bedii Yönetken ve  Ahmet Kutsi Tecer’in davetleri ile İstanbul Radyosunda gösteri yapmıştır. Bu gösteride tanınan ekip, çeşitli festivallere katılmış, yarışmalara iştirak ederek muhtelif dereceler ve madalyalar almıştır.

Aynı tarihte gerçekleştirdikleri anlaşılan Dirmil gezisinde Ali Tekin ve Kadir Turan’dan dinledikleri ezgileri Yönetken şöyle ifade ediyor; “Burada sözlü kırık oyun Dirmildeki evimiz deye başlayan bir hava çalınıyor, sözlerini söylüyor, oynuyorlar, arada aranağme çalınıyor.” Dirmilde’ki Evimiz isimli türkünün usulü dört zamanlı  9/8 liktir. Burada  “kırık oyun” ifadesi dikkat çekmektedir. Ayrıca Dirmil’de, zeybek oyunu ve müziğinden hiç söz edilmemesi dikkat çekmektedir. Ali Tekin halen Dirmil’de yaşamını sürdürmektedir. Kendisi ile yapılan görüşme sırasında, Dirmil’de zeybek oyunlarının olmadığını, “Teke zeybeği diye bir şey duymadığını belirtmiştir. Bu oyun, 1973 Burdur İl yıllığında, Çine tarafından “Teke zeybeği” olarak belirtilmektedir. Teke zeybeğinin ilk olarak yer aldığı yazılı kaynak olan 1973 yıllığında şöyle tanımlanmaktadır; “Teke Zeybeği(Tek zeybek-Sarı zeybek-Haymanalı): Meydanlarda davul zurna ile oynanır. Teke zortlamasının ağırıdır. Ondan apayrı bir oyun tarzı vardır. Genellikle kol hareketleri ayak hareketlerine uydurularak güzel figürler ortaya çıkarılır.” 1967 yıllığında ise şöyle yer almaktadır; “Tek zeybek(Sarı zeybek, cepken oyunu, sipsi) isimleri ile de anılır.” Burada teke zeybeği ifadesi yer almamaktadır. 1973 öncesi kaynaklarda teke zeybeği ifadesi yoktur. Yerel kaynak kişiler bu ifadeyi kullanmadıklarını belirterek, bu oyunun Haymanalı, Şu Dirmil’in çalgısı vb türkü isimleri ile anıldığını belirttiler. Denizli ve çevresinde aynı şekilde oynanan bu oyunun “kırık oyun” olarak anıldığını belirttiler. 1973 ve sonrasında hemen her çalışmada teke zeybeği ifadesi yer almaktadır.

1973 Burdur İlyıllığı Nota: Hamit Çine

  1973 Burdur İlyıllığı Nota: Hamit Çine

1967 Burdur İlyıllığı Nota: Hamit Çine

 

Teke zeybeği olarak belirtilen oyunlar, “Tek zeybek”, “Sarı zeybek”, “Haymanalı” gibi çeşitli isimlerle açıklanmaktadır. Bu oyunlar usul yönünden incelendiğinde, ölçü sayılarının dört zamanlı 9/8 lik olduğu görülmektedir. Fakat bunlardan tek zeybeğin usulünde, üçerli kısmın birinci zamanda, diğerlerinde ise üçerli kısmın dördüncü zamanda bulunması aralarındaki farkı ortaya koymaktadır. Zeybek oyunlarında üçerli kısımların hangi zamanda yer aldıkları  belirleyici özellik taşıdığından dolayı bu durum, “teke zeybeği” kapsamındaki oyunların incelenerek tasnifinin tekrar yapılmasını gerektirmektedir. Ayrıca oyunların hangi tempoda oynandığı yada oynanması gerektiği de, usulü kadar önem arz etmektedir. Özbilgin(1995) çalışmasında, tek zeybeği şöyle tanımlamaktadır;

 

“Tek kişinin oynadığı zeybeklere denmektedir. Bu tür zeybeklerde oyuncunun ritmine bağlılığı dışında başka bir zorunluluğu yoktur. Doğmaca ve içinden geldiğince oyun kurabilir. Bağımsız bir şekilde oyunu sürdürebilir.”(sf.62)

 

Ayrıca Özbilgin’in  bu çalışmasında, “çift zeybek” ve “toplu zeybek” adı altında şu açıklama yer almaktadır;

“İki kişinin karşılıklı olarak oynadığı zeybek oyunlarına çift zeybek adı verilmektedir. Birden çok ve üçten az kişiyle oynanan zeybeklere bu ad verilmez. Çift zeybek olabilmesi için bu oyunun iki zeybekçe oynanması yetişmez. Bu tek zeybek oynayan iki kişi de olabilir. İkiden çok kişinin bağımısız-bağımlı bir biçimde oynadıkları zeybeklere toplu zeybek denir.”(sf.62)

 Anadolu’nun pek çok yerinde “zeybek” adıyla oyun ve oyun havalarının yer aldığı görülmektedir. Sözgelimi Silifke’deki “ Çay zeybeği, Portakal zeybeği vb” , müzik ve oyun özellikleri bakımından zeybek niteliği taşımasa da, tıpkı teke zeybeği ifadesi gibi sadece isminde zeybek sözcüğünün bulunmasından dolayı zeybek algısı yaratmaktadır. Dolayısıyla, “sınıflandırma” ile ilgili net verilerin bulunmaması, yapılan çalışmaların çeşitli hataları “silsile” haline getirmesi ile sonuçlanmaktadır.

1973’ten günümüze yapılan çalışmalar incelendiğinde, yapılan sınıflandırma ve tanımların çelişkili unsurlar içermesinin temelinde bu eksiklik yatmaktadır. Kırçık (2001) çalışmasında, Burdur’da oynanan halk oyunlarını şöyle sınıflandırmaktadır; “Burdur’da oynanan oyun havalarını türlerine göre ayırırsak aşağıdaki gibi bir gruplandırma yapabiliriz;

 

1-)Ağır zeybekler (Al yazma Zeybeği, On ikidir Şu Burdur’un Dermeni)

2-)Kıvrak Zeybekler (Serenler, Avşar Zeybeği, Feracemi al isterim)

3-)Teke Folkloru (Teke zortlaması).

4-)Teke zeybeği(Sarı zeybek, Haymanalı, Dirmil’dedir evimiz)

5-) Kabardıç

6-) Boğaz havaları,

7-) Gurbet havaları”.

 

Uludağ’ın çalışmasında (2009) Çine’den aktarma ile şu ifadeler yer almaktadır; “Teke Yöresi türkü ve oyun havaları şöyle sıralanmaktadır:

 

1.Gurbet havaları

2.Teke zortlatmaları (zortlatma)

 3.Teke zeybekleri (kıvrak zeybek, tek zeybek, cepken oyunu, sarı zeybek)

 4.Kabardıç

5.Kırık havalar (kırık oyun, düz oyun, sürtme, sürüddek)

6.Dımıdan

7.Boğaz havaları”.

 Burada, kıvrak zeybek, teke zeybeklerinde yer almakta, Kırçık’ta ise ayrı tür olarak belirtilmektedir. Koruk, çalışmasında zeybeklerle ilgili şu ifadelere yer vermektedir; Teke Yöresi müzik kültüründe, “Zeybekler” sıkça görülen bir türdür. Genellikle, Teke Yöresi’nde çalınıp söylenen “Zeybekler”den “Teke Zeybekleri” diye bahsedilse de, yöredeki “Zeybekler”i diğer “Zeybekler”den ayıran belirgin unsurlar görülmemektedir.” Gök,(2011) zeybekleri, ağır zeybek, kıvrak zeybek ve kırık zeybek olmak üzere üçe ayırmaktadır. Teke zeybeğine karşın kırık zeybek ifadesini tercih etmektedir. Kırık zeybeği şu şekilde tanımlamaktadır;

 

Oyun tavrı ve müzik özellikleri olarak kıvrak zeybeklerden daha değişiktirler. Tempoları da kıvrak zeybeklerden daha hızlıdır. Zortlatmalara benzerler ancak daha ağır çalınır ve oynanırlar. Bilecik’ten başlayarak Teke Yöresi de dâhil olmak üzere Türkmenlerin yerleşmiş olduğu tüm Ege Bölgesi’nde görülürler. Karakteristik yapıları zortlatmalarla zeybek arasındadır.(sf.20)

 

 

 

Kıvrak zeybekler ağır zeybeklere oranla daha süratlidir. Özellikle teke yöresi zeybekleri bunun içinde yer alır. Çoğunluğu sözlüdür. Daha çok kızanların kadın oynatma toplantılarında oynadıkları oyun türüne denir. Bunlar kolay figürleri, çevik ve atılgan bir biçimde oynadıklarından hızlı zeybek anlamına gelmek üzere Yürük zeybek deyimi kullanılmıştır. Bir bakıma yörükler arasında oynandığı içinde bu adın verilebileceği düşüncesi önceleri bir sorun olarak yerleşmesine karşın yapılan incelemelerde bunun doğru olmadığı anlaşılmıştır. Yörükler bunlara başka adlar verirler. Bunlar Dattiri, Sipsi, Gakkili, Boğaz, Kesinti gibidir (Gürler, 1992 akt. Şahin, 2011).

 

Zeybekler tempolarına göre genelde 9/16’lık, 9/8’lik hızlı, 9/4’lük ve 9/2’lik ağır zeybek olarak görülürler.(Şahin, 2011) Nacakçı,(2013); “Yörede icra edilen müzikleri şu şekilde sınıflandırmaktadır: Gurbet havaları, Zeybekler, Teke Zortlaması, Kabaardıç, Boğaz Havaları...” Boğaz havası ile teke zortlamasının aynı anlamda kullanıldığı “teke zortlaması” bölümünde ifade edilmiştir. Eğer “boğaz havası” boğaz çalma anlamında kullanılmış ise, bunun bir müzik türü değil, icra biçimi olmasından dolayı bu sınıflandırmada yer almaması gerekmektedir. Ayrıca Nacakçı’nın çalışmasında, Çine ve diğerlerinin Teke zeybeği olarak ifade ettikleri türü zeybek sınıfında inceleyerek elde ettiği sonuçta Teke Yöresi’nin zeybek ağırlıkta bir yöre olduğu sonucuna varılmıştır. Özbilgin, Teke oyunları ile ilgili şöyle görüş bildirmektedir; “müzik açısından tek bölümlü 9/8, 9/16 lık olup 2 ve 4 zamanlı olanları da vardır. Teke yöresinde hız belli bir niteliktir. Oyun müziklerinin metronomları yüksek olduğundan 8’lik ve 16’lık değerde notalarla yazılır. 9 zamanlı oyunlarda üçlüsü sonda olan tipi kullanılır. Teke zortlatmaları ise teke oyunlarından daha hızlı metronomda oynandığından dolayı, 16’lık nota değerleriyle yazılır.”

 

Sonuç

Yapılan literatür taraması sonucu, Teke Yöresi halk oyunları ve müziği ile ilgili olarak, tür ve biçim sorununun neden olduğu bilgi karmaşası  ortaya konmuştur. Bu konu ile ilgili yapılmış çalışmalarda, teke oyunları adının “Teke Beyliği” zamanından beri bu şekilde adlandırıldığı, teke oyunlarının yaylada eğlence amaçlı oynandığı, teke oyunlarının ana tür ya da alt tür olarak değerlendirildiği, teke zortlamasının teke oyunlarından hızlı olduğu, bütün dokuzlu usul yapısındaki oyunların “zeybek” olduğu, teke zortlamalarının zeybek olduğu, boğaz havalarının teke zortlaması olduğu, teke oyunlarının zeybeklerden ayrıştırıldığı, teke oyunlarının içerisinde teke zeybeği adında bir oyun olduğu,  teke oyunları arasında ikili ve dörtlü usul yapısındaki oyunların oyun havası olduğu, gabardıç oyununun zeybek olduğu, gabardıç oyunun şamanın hareketlerini andırdığı, dımıdan ve boğaz havalarının türkü yada oyun havası biçimi olduğu, gurbet havalarının oyun havaları olduğu vb. birbirinden farklı ifadelerin yer aldığı görülmektedir. Ayrıca ”tür” odaklı yapılan  çalışmalar da farklı yaklaşımlar içermektedir. Özünü kaybetmeden korunması gereken kültür mirasımızın ne denli zengin olduğu aşikardır. Fakat bu zenginliğin tükenebileceği göz ardı edilmemelidir. Konu ile ilgili bilimsel çalışmaların arttırılması gerekmektedir. Bu konuda üniversiteler başta olmak üzere, Kültür Bakanlığı ve TRT gibi kurumların alandaki çalışmalarına ivedilik kazandırması gerekmektedir.

* Öğr.Gör, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, BURDUR-Eylül 2014

Kaynaklar

Akış, S.(2009) Türk Halk Oyunlarında Tür Sorunu. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Sakarya: Sakarya Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Akyıldız, N. (2000). Türk Halk Oyunları  (1.basım) İstanbul: Yapa Yayınları.

Altınkaş Birsoy, C.(2007) Sanat ve oyun. Üniversite ve toplum, Bilim, eğitim ve düşünce dergisi Haziran 2007, Cilt 7, Sayı 2     

Altıntuğ, M.(2013) Türk halk oyunlarında danscı ve oyun etkileşiminin ürünü olan naraların göstergebilimsel yaklaşımla incelenmesi. Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2013 Kış(6/1)

Artun, E. Halk kültüründe değişimin topluma etkisi ve sonuçları

Baykurt, Ş.(1965) Türk Halk Oyunları. Ankara: Başnur Matbaası

Çapan, M.Şevki,(2002) Selim Sırrı Tarcan’ın Zeybek Oyunu Derleme Çalışmaları. Muğla Üniversitesi SBE Dergisi Bahar 2002 Sayı 8

Çine, H.(2003) Burdur’dan Damlalar (2.basım) Burdur: Arzu Ofset

Durmaz, A.(2011) Atatürk dönemi Burdur milletvekilleri ve faaliyetleri

Eğilmez, M. (2006) Gelenekten Geleceğe Halk Oyunları (1.basım) Ankara: Ütopya Yayınevi.

Erdem, R. Bayraktar, F.(1928) Yayınlanmamış Burdur Kitabı

Ezgü, T. (1997) Burdur Folkloru. Ankara: T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü

Ersan, M.(2006) Türkiye Selçuklularında halkın eğlence hayatı, Tarih İncelemeleri Dergisi Sayı 2

Ersoydan, M.Yiğit, Karakelle, S.(2012) The Lives Behind the Sounds: The Music Culture of Teke Region and Its Socio-Cultural Stories. IOSR Journal Of Humanities And Social  Science (IOSR-JHSS) Volume 18, Issue 5 (Nov. - Dec. 2013), PP 58-62 e-ISSN:  2279-0837, p-ISSN: 2279-0845. www.iosrjournals.org

Güzeloğulları, N. Ertural, S. Ortak Kültürel değerlerin oluşumunda ve  yaşatılmasında Türk halk oyunlarının işlevleri

Gök, S.(2011) Teke  Yöresi  ve  Muğla Zeybeklerinin  tür, ayak, tavır, usul ve  söz yönünden İncelenmesi. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Hüizinga, J. (2010) Homo Ludens: Oyunun toplumsal işlevi üzerine bir deneme.Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay. Ayrıntı Yayınları

Kalaycı, B.(2000) Halk bilimi/folklor tarihsel süreç. Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/26.php 24.12.2014

Karacan Doğan, P. (2011). Halk oyunlarının sosyal bütünleşmeye etkisi. Yayınlanmamış doktora tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü.

Kırçık Kazan, Ş.(2001) Burudur yöresinde oynanan halk oyunları ve yöresel halk oyunları kıyafetleri. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Kütahya: Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Milli Eğitim Bakanlığı. (2007). Mesleki eğitim ve öğretim sisteminin güçlendirilmesi projesi. Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı.

Özbilgin, Ö.(1995) Halk oyunlarında tür ve biçim sorunu. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İzmir: Ege Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Öztürk, O. M. (2003). Zeybek kültürü ve müziği. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara:Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstiüsü

Öztürk, O. M. (2006). Zeybek kültürü ve müziği (1.basım) İstanbul: Pan Yayıncılık.

Sümbül, M. (1997). Halk oyunlarının işlevleri. Folklor ve edebiyat etnoloji halkbilim antropoloji üç aylık kültür dergisi, sayı 11.    

Uzunkaya, E.(2012) Türk halk oyunları müziklerine ait geleneksel ritmik yapıların ölçü ve usul kavramları çerçevesinde değerlendirilmesi.International Journal of Human Sciences

Yalgın, Rıza A.(1940) Cenupta Türkmen Çalgıları. Adana: Seyhan Basımevi       

Yanık, E. (2010). Dans ve iletişim.  Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Sakarya: Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Yılmaz, Z.(2013). Yörüklerde boğaz çalmanın anlamı ve tekniklerinin analizi. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Yönetken, Bedii H.(1966) Derleme Notları .İstanbul:Orkestra Yayınları

1955 Burdur kitabı-Burdur Valiliği

1967 Burdur İl yıllığı- Burdur Valiliği

TRT(1992) Efeler ve zeybekler belgeseli

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük(1992) İstanbul: Milliyet Tesisleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 
Facebook'ta Paylaş
 
Anahtar Kelimeler:
Kaynak / Editör
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer MAKALE Haberleri
Müzikolojide Urmevi’nin Yeri ve Müzik Eğitiminde Kadim Altı-Parmak Metodu… Recep Uslu
Kırım Tatar Halk Yırlarında Ölüm Konusu... Zekeriya Başarslan
Kırım Tatarlarının Türkiye'deki Müzik Hayatına Etkileri... Dr. Zekeriya Başarslan

Kırım Tatarlarının Türkiye'deki Müzik Hayatına Etkileri... Dr. Zekeriya Başarslan
Bellini Operaları ve Osmanlı’dan Türkiye’ye La Sonnambula*… Doç. Dr. Seyit Yöre
Özbek Halk Müziği… Ömer Koşger
Uygur Mukam Sanatının Karakteristik Özellikleri… Doç. Dr. Nuri Mahmut*
Türkiye küğcü ve sanatçılarının sorumluluk bilinci üzerine... Tuğrul Göğüş
Diğer Başlıklar

Ortadoğu uyanıkları (Kırık Cam Teorisi) Türkiye'de toplumsal hayatımızı mahvetmeden…
Karanlıktan gün ışığına 18.yy Osmanlı musikisi: Bezmâr⠓Tarab-ı Kevser“
Kazakistan Karaganda Senfoni Orkestrası konserleri...
Atatürk'ün kendi sesinden bir türkü plağı var mıdır?.. Süleyman Şenel
Tanini Trio’ya “Stratejik Vizyon Sahibi Sanatçı Ödülü”…
'Dünyanın Kemanları' festivali CRR’de…
TRT TSM Repertarı’ndaki eserlerin kaçta kaçı seslendiriliyor?.. Bayram Yurdacan
Divane ve Metal Profil Saplı Bağlama mucidi ile söyleşi İTÜ TMDK’da…
İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu 30. Kuruluş Yıldönümü Konseri…
Porte Dergisi’nden Makale Başvuru Çağrısı…
Günün Sözü
Zenaatı aşan kendini sanatta bulur
(Ayhan Sarı)

Yazarlar 
Röportajlar
Ela Altın ile Röportaj… Tuba Dere
Röportajın devamı için bkz: http://www.musikidergisi.com/yazar-242-ela_altin_ile_roportaj%E2%80%A6_tuba_dere.html ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,36ms