Bugün - 12 Temmuz 2020 Pazar
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Gökmen Özmenteş

Gökmen Özmenteş - Murat Karahan konseri ve apolitik bir beğeninin olanağı…

Murat Karahan konseri ve apolitik bir beğeninin olanağı…
Yazı Tarihi: 30 Mayıs 2020 Cumartesi

Benim derdim daha başka bir noktada. Bu konserin politik arka planının dışında yeni bir estetik önerisinin olup olmadığı yani apolitik bir tartışmanın olanağı bence çok daha önemli. Konserdeki düzenlemeler ve icra anlaşıldığı kadarıyla gerek Batı Müziği gerekse de Türk Müziği kanadının kimi üyelerini tatmin etmemiş görünüyor. Her iki kanattan isimler konseri benzer estetik ve politik gerekçeler ile eleştirse de konserin Youtube videosunun altındaki izler-dinler kitle yorumları bambaşka bir içerikte. Dolayısıyla bu konser özelinde ülkemizde müzikal beğeni habitusunun çok parçalı, öngörülemez ve sınıflanması güç bir yapıya kavuştuğu görülebilir…. Bu nedenle konuyu şu zorlu noktaya taşımak istiyorum: Bu konser yeni bir estetik önerdiyse de başarılı olmuş mudur? Konunun politika üzeri bir tartışma olanağı mümkün müdür?

Müzik ve politika ilişkisi çok boyutlu ve derin bir mesele olsa da konuya yaklaşırken iki ana güzergâhtan yola çıkmak mümkün:

  1. Bizatihi politik bir amaç, söylem ve içerikle yapılan müzik;
  2. Apolitik gibi görünen bir müziğin ardında işleyen ve onu hazırlayan politik mekanizmalar.

Bu kavramsal çerçeve müziğin politikadan bağımsız bir saha olmadığını gösterebildiği gibi müzik-politika ilişkisindeki herhangi bir örneğin analizinde elverişli bir çıkış noktası da sağlayabilir. Tenor Murat Karahan’ın kamuoyunu bir süredir meşgul eden tartışmalı konserini ve arka planını bu çerçevede ikinci boyutta ele almak mümkün. Çünkü konserde seçilen şarkılar, konserin mekânı, icra şekli vb. birçok husus açık bir politik söylem içermese de konserin gerek Cumhurbaşkanlığı logosu ile yayınlanması gerekse de Karahan’ın artık bir bürokrat olması gibi nedenlerle arka plan bakımından tamamen politik bir çerçeveden yorumlanmaya açık hale gelmektedir.

Covid-19 pandemisi döneminde böyle bir konsere gerek olup olmadığı, sanatçıların zorlandığı vb. yüzeyde kalan hususların dışında düşünmenin olanağı bizim için önemli. Bu konudaki tartışmalar içinde eleştiri sınırlarını zorlayan, kişilik haklarına saldırı noktasına varan ve maalesef entelektüel camiamızda sıkça gördüğümüz ad hominem tavrın ötesine geçemeyen hatta hukuki şikâyet hakkı doğuran kimi değerlendirmeleri (?) de görmüyor değiliz. Dolayısıyla bu yazıda kişilerle işi olmayan, objektif ve politika-üzeri bir değerlendirmenin olanağını zorlamayı hedefledim.

Benim derdim daha başka bir noktada. Bu konserin politik arka planının dışında yeni bir estetik önerisinin olup olmadığı yani politika üzeri bir tartışmanın olanağı bence çok daha önemli. Konserdeki düzenlemeler ve icra anlaşıldığı kadarıyla gerek Batı Müziği gerekse de Türk Müziği kanadının kimi üyelerini tatmin etmemiş görünüyor. Her iki kanattan isimler konseri benzer estetik ve politik gerekçeler ile eleştirse de konserin Youtube videosunun altındaki izler-dinler kitle yorumları bambaşka bir içerikte. Dolayısıyla bu konser özelinde ülkemizde müzikal beğeni habitusunun çok parçalı, öngörülemez ve sınıflanması güç bir yapıya kavuştuğu görülebilir. Karahan’ın Ziya Gökalp’ten ödünç alınmış yani pek de özgün olmayan modernite söyleminin sakilliği ile güçlü sesi ve yorumu arasına sıkışmamız ister istemez meseleye politik/siyasi eğilimlerimiz ile yaklaşmayı zorunlu kılıyor. Keza bir muhalif iseniz konsere ve icraya baştan olumsuz yaklaşmanız mümkün. Ya da tam tersi kendinizi muhafazakâr bir gelenek ya da inanç sistemine ait hissediyorsanız bu konseri bir modern ve çağdaşlık bileşkesi olarak yorumlamanız da olası. Müzikal muhafazakârlığın derecesine göre bir gelenekten kopuş olarak da görebilirsiniz. Sosyal medya başta konuyla ilgili değerlendirmeler bu parçalanmış dağılımı açıkça göstermekte. Bu örnek bile meselenin temel anahtar kavramının çok parçalı toplumsal yapı olduğunu gösteriyor. Ben bunu gayet doğal bulsam da Karahan konseri örneğinde taraf tutmayı tercih edenlerin toplumsal çatışma tarihimizin temel aygıtlarından biri olan müziksel beğeniler üzerinden toplumsal hiyerarşi üretme gayretlerinin devam ettirdiğini görüyoruz. Ancak konserin düzenlenme amacı ve sürecinin tamamen politik arka plana dayanması saf bir müzikal estetik değerlendirme yapmayı neredeyse imkansızlaştırıyor. Bu nedenle konuyu şu zorlu noktaya taşımak istiyorum: Bu konser yeni bir estetik önerdiyse de başarılı olmuş mudur? Konunun politika üzeri bir tartışma olanağı mümkün müdür?

Tüm politik, estetik bakış ve teorik arka planımı erteleyerek dinlediğimde söz konusu konserdeki müzik beni heyecanlandırmasa da müzikal beğeninin çeşitli politik/kültürel/sosyolojik imajlara bağlı inşasının olanağını bildiğimden ve konserle ilişkili yorumların genel olarak olumlu olmasından ötürü önerilen estetiğin belli ölçüde taban bulduğunu söylemem mümkündür. Tam da bu noktada müzikal beğeninin kültüre bağlı tabiatına ve çok bileşenli yapısına girmek gerekse de mevzuyu oldukça dağıtacaktır. Özetle, konser birçok bileşeni ile estetik düzeyde beğenilmiş ve taban üretmiş görünmektedir. Dikkatim tam da bu noktada mevcut kabulün arka planına odaklanıyor: Neden beğenilmiş olabilir?

Bunu Türkiye’nin modernleşmeye çalışan muhafazakârlığı ve kendi ilkeleri içinde sıkışan muhafazakâr modernliği arasındaki çatışma üzerinden okuyorum. İki kesim de kimi zaman diğerine ait simge davranış ve kültürel kodları kendi değer sistemine adapte ederek kullanmayı çok biliyor. Dini değerleri ya da fetih kutlamalarını içselleştiren sosyal demokratlara alışmaya başlamışken, ülkemizde zamanında gericiliğin karşısına dikilme sembollerinden biri olan çoksesli müziğin de günün siyasal İslamcı bürokratlarınca kullanıldığını görüyoruz. Değerler ve kavramların bu şekilde el değiştirmesi, modernistlerin kendi kültürümüzden uzaklaşmadık, muhafazkârların da kültürel özcü değiliz, evrensel değerlere de açığız söyleminde ısrarcı olduğunu göstermekte. Bu da aslında muhafazakârlık-modernlik vb. çatışmaların kavramsal/teorik düzlemde söylem ve kültürel kodları yeri geldiğinde paylaşan, özetle kendini diğeri üzerinden inşa eden yapay bir bölünme olduğunu göstermektedir. Artık kimse safkan muhafazakâr ya da modern değildir, olmasının da zemini kalmamıştır. Stabil söylemler ve duruşlar bir yere ait olma alışkanlığının, zorunluğunun ya da görüş değiştirmenin ahlaki zafiyet olduğuna ilişkin eleştirileri göze alamamanın sonucudur.

Geleneksel müziklerin değerini kabul eden kimi günümüz modernistlerinin modernizmin kayıtsız ve şartsız hegemonik üstünlüğüne dayalı geçmişini reddetmeleri onları esasen savundukları modern söylemin dışına taşımaktadır. 20.yüzyıl başındaki, örneğin Deutscher Werkbund hareketinde olduğu gibi, modernitenin yerel/geleneksel kültürlere yönelik bir tehdit oluşturacağı düşüncesi başta Almanlar gibi gelenek ve kültürlerine bağlı toplumları kaygılandırmıştı. Ancak bu kaygı Almanların büyük bir ağır sanayi toplumu olmalarını engellememişti. 20.yy’ın ortasına doğru giderek güçlenen modernite sömürgeleşme ve iki dünya savaşının tek müsebbibi olarak gücünü kaybetmeye başlamış ve yerel olanın saflığı ve özgürlüğü öne çıkmıştı. Böylelikle post-modernitenin yerel olana verdiği değer modernitenin evrensel-tek tipçi dünya görüşünün oldukça dışında bir söylemdi ve küresel dünya görüşünün inşasını zorlaştıracak bir parçalayıcı unsurdu. E. Said’in ifadesiyle insani eylemlerin çeşitliliği modern dünya görüşünün dışındaydı. Eylemsel çeşitlilik ve bununla ilişkili olarak estetik tercihlerin çeşitliliği hegemonik beğeni dizgelerinin dışına çıktığında modern dizge refleksleri devreye girmekte ve bu dağılımı itibarsızlaştırmak için türlü söylemleri (geri, ilkel, cahil, yoz, anti-seküler vb.) devreye sokmaktan çekinmemişti. Ancak çeşitliliğe toleranssızlık olgusunu hegemonik söylemin dışında kalan yeni estetik teklifler sahasına taşımak da mümkündür. Onlar da henüz yerleşmemiş estetik tekliflerini hızlı şekilde yerleşmiş gibi göstermekten geri kalmamakta ve eleştirileri elitist olarak tanımlayıp devre dışı bırakmaya eğilimli olmaktadır. Karahan konserini işte bu kompleks bağlam içinde değerlendirmek gereklidir. Ancak bu iş güç olmakla birlikte, Nasreddin Hoca misali çok sayıda görüşün hakkını teslim etmeyi gerektirmektedir. Bu bakış elbette politik, yani tek dünya görüşünü haklı görmeye alışmış zihinlerin sınırlarını zorlayacaktır. Parçalanmış haldeki görüşlerde birleşen ve ortak noktalardan oluşan bir kesişim kümesinin çıkarcı liberal ve neo-liberal söylemler olarak suçlanması büyük bir kesimi her türlü açığa rağmen politik bir taraf tutmaya zorlamaktadır. Dolayısıyla estetik beğeni ve tercihler gündelik hayat dışında politik görüşten bağımsız olmaktan kurtulamamaktadır.

Benim Karahan konserine baktığım arka plan budur. Yoksa O’nun devletle kurduğu ilişki, entelektüel düzeyi, icrası vb. değişkenler ikinci plandadır. Toplumun bu konsere verdiği tepki genel olarak olumludur. Çünkü projenin geleneksel değerlere sahip çıkma ve evrensel-çoksesli olma tahayyülü üzerinde inşa edilen birleştirici mottosu başarılı olmuş görünmektedir. Bu başarıya politik tartışmalardaki sert, gerilim üretici, saflaştırıcı söylemin müzik üzerinden giderilmesi söylemini de ekleyebiliriz. Nasıl olsa müzik iyidir, iyileştirir, birleştirir. Toplumsal bellekteki mikrotonal melodilerin tampere sistemde işlenebilirliği kimsenin umrunda olmayan teorik bir tartışmadır. Büyük bir kitle basit armonilerle eşliklenmiş batılı tarzda bir Türk Müziği konserini beğenmiş görünmektedir. Bu kitledeki her birey kendi kültürel ve beğeni arka planına ait bir beğeni unsurunu bulabilmiştir bu konserde. Konserin amacı belki de buydu. Dolayısıyla bu konseri estetik özellikleriyle değil de baştan itibaren kurgusunun arka planında çalışan politik amaca hizmet etmiş olması nedeniyle başarılı bulmak olasıdır. Tıpkı kimi görüşün tam eleştiri noktası olması gibi.

Özetle,

  1. Karahan’ın konser projesine müzisyenler iştirak etmiş, güçlü bir eleştiri ya da itirazda bulunmamışlardır. Bu nedenle konuyu müzisyen sağlığı üzerinden, müzisyenlerin gıyabında tartışmak anlamsızdır. Kendileri gitmeyi tercih etmişlerdir. Gitmeyebilirlerdi.  
  2. Yeni bir estetik önerisi toplumsal taban bulmuştur. Yazar olarak benim beğenim önemsizdir.
  3. Konserin olumsuz eleştirisinde her iki taraftan da birleşen görüşler vardır. Bu da esasen her iki tarafın da meşruiyetinin zayıflaması, yeni bir estetiğin olanağının ürettiği bir paniğin verdiği plansız/istemsiz bir kesişmedir.
  4. M. Karahan müzisyenlerin entelektüel zayıflığı ile yetenekleri arasındaki uçurumu bir kez daha gösteren açıklamalarıyla müzik alanında icra-entelektüel donanım arasındaki çatışmaya bir kez daha işaret etmiştir: Müzik bir icra/praxis alanıdır. Söylemdeki her türlü açık yeteneğin parlaklığı ile kapatılabilir.
  5. Ülkemizdeki entelektüel düzey estetik sahayı tartışmaktan uzaktır. Eleştiriler teorik/kavramsal değil, kişiler üzerinden yürütülmektedir. Bu da ad hominem saldırılara odaklı psuedo-aydın tipimizin yaygınlığına yeni örnekler sunmaktadır.
  6. Teorik değerlendirmelerde yazarın kişisel beğenisinin pek bir önemi yoktur. Beğenmedim çünkü….minvalindeki yazılar bir günlük niteliğindedir. Beğeni kavramına toplumsal/kültürel yaklaşmak önemlidir.
 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Görüşme odaklı çalışmalar bir şey söylüyor mu?..
Müzik gerçekten birleştirir mi?..
Müzik eğitimi ve eğitimcileri uzaktan eğitime ne kadar hazır?
Branş öğretmenlerinin ilköğretimde derse girmesi...
Sosyalleş diyorum sana…Yalnız şey!..
Murat Karahan konseri ve apolitik bir beğeninin olanağı…
“Ruhan Alpaydın - Batı Müziğinin Yakın Doğu Kökleri“ yazısına değerlendirme ve katkı...
Twitter Aforizmaları Twitizma’lar ve Yararları…
Ah Bu Hipotez Bağımlılığı...
Sanal korolar, ses bağışı ve müzikte sosyal sermaye…
Müzikal post-truth pandemisi ve etik…
Müzik, ideoloji ve zizek
Müzik ve şiir için kaygılanmak…
Tanıdık bir öykü bu…
Musiki Muallim Mektebi Çalıştayı’nın ardından…
Celal Şengör vesilesiyle: “Milli musiki” fikri ne kadar milli?
Bir Müzik Eleştirisi Talebi ve Müzik Camiamızın Hal-i Pür Melali…
Sanat insan seçmez, seçim kültüreldir...
Türküler bizim...
Tekelleştirilmiş entelektüelizm…
Biriktirilmiş entelektüel refleks ve eril elitizmin sembolik şiddeti…
Parazit Melodi Sendromu
Climax: Foucault ve müzik perspektifinde bir analiz…
Gerçek klasik müzik bu değil…
Yeni bir "Müzik Tarihi Kitabı" vesilesiyle…
Popüler müzik videolarında ezoterizm ve bir analiz…
Diğer Yazarlar

Yağmacı kasasıyla meşgul!..
Bunca âşıkların bir hoşu Mahzuni: "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım"
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -11-
Tulum (Gayda) ve sahip olduğu hazinenin farkında olmayan il...
Görüşme odaklı çalışmalar bir şey söylüyor mu?..
Anlaşılamayan koma (çeyrek) sesler…
Koro sendromu…
Kemençe Kuartet ve Türk Müziği Orkestrasına giden yola bugünden bir bakış…
Akademik bilgi üretimi ve etik adına samimi bir serzeniş…
Neveser Kökdeş olayı…
Müzikoloji ve “Unmuzec İlimler Ansiklopedisi”nde müzik ilmi…
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Şefin el hareketlerinin büyüklüğünü, orkestraya duyduğu güven belirler…
(Ayhan Sarı)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,33ms