Bugün - 29 Kasım 2020 Pazar
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.musikidergisi.com Logo
-
İstanbul 27°°C
Yazar Detayları

Okan Murat Öztürk

Okan Murat Öztürk - Fikir hırsızlığının kitabını bastırmış bir fikir hırsızı hakkında…

Fikir hırsızlığının kitabını bastırmış bir fikir hırsızı hakkında…
Yazı Tarihi: 5 Mayıs 2020 Salı

Bin bir emek vererek var ettiğiniz fikirler, gözünüzün önünde, bir başkası tarafından gasp edilse, ne hissedersiniz?

Bugün internette gezinirken tesadüf eseri olarak bir kitaba rast geldim…

Tanıtım bülteninde yer verilen bilgileri okuyunca da gözlerime inanamadım…

Okuduğum satırların tamamı, benim, 2014’te tamamladığım doktora tezimdeki tespitlerin tekrarından ibaret... Şaştım kaldım… Bugüne değin yaptığım muhtelif yerli ve yabancı yayınlarda koymuş olduğum tespitlerin tamamını, bir hırsız-kitap bastırıcısı kendine mal etmiş! ‘Sonucuna vardık’ diyor, gaspçı… Yani sayıp döktüğü tüm tespitlerin, bu ‘bastırmacı’nın kendi vardığı sonuçlar olduğunu ilan ediyor…

Peki, pişkinliğin bu kadarına da pes dedirten bir üslupla, altı yıl önce varılmış sonuçlara tekrar vardığını iddia eden bu bastırmacının, Türkiye’nin bir üniversitesinde, akademik unvan taşıyor olmasına ne demeli?

İnsanın içi cız ediyor…

Kimsenin yabancısı değil içinde bulunulan hal-i pürmelal… Parayla makale yayınlayan ‘akademik’ dergiler; bu dergilerde ‘hakemlik’ yapan bir kısım sonradan-görmeler; parayla kitap bölümü yayınladığını ilan eden ‘akademik’ yayınevleri… Türkiye’nin akademik bilgi birikimini para ilişkileri üzerinden açıkça yok eden bir istismar ve iltimas sistemi… Tabii insan sormadan edemiyor: Türkiye’nin akademik hayatı tanzim eden resmi bir kurumu yok mu ve bütün bunlardan haberdar değil mi?

Hadi hepsi bir kenara, ya Türkiye ‘akademiya’sının içinde olanların görmezden geldikleri, sineye çektikleri, boş verdikleri…

Binilen dallar birer birer kesiliyor mu? Çölleşme karşısında tutunulacak ‘etik’ bir dal kalıyor mu?

Yıllar önce Nietzsche, ‘Çöl büyüyor; vay haline, çöllere gebe olanın’  diye veryansın etmiyor muydu, tüm insanlık adına yazıklanarak…

Bu ülkede, yükseköğrenime başkanlık edenlerden ‘muhterem’  bir profesör kalkıp, ‘Türkçe bir bilim dili değildir!’ diye beyanat vermemiş miydi? Şimdiki yükseköğrenimin teşvik mevzuatında, halen, yabancı dillerdeki yayınlara, Türkçeden daha fazla teşvik verilmiyor mu?

Sahi! Hadi bir düşünelim: Bir dil, ne yapılırsa ‘bilim dili’ olur?

Sonuçta ‘bilim’ hegemonik bir rekabet aracı değil mi? Dolayısıyla bir dilde bilimsel araştırma yapmak ve bilgi üretmek, gerçek anlamıyla, küresel dünyada rekabete talip olmanın başta gelen araçlarından biri değil mi? Bir ülke düşünün ki vatandaşlarına, hala, ayrı ve bitişik yazılan ‘de’ ile ‘ki’yi öğretemiyor! Öğretemiyor mu, öğretmiyor mu? Bir ülke düşünün ki, internette Mogambo dilinde bile internet sitesi ve e-posta adresi alınıp kullanılabiliyorken, Türkçe karakterler olan ‘ç, ı, ğ, ö, ü, ş’ kullanılamıyor! Ve memlekette kimse bundan rahatsızlık duymuyor! Yıllar önce Oktay Sinanoğlu üstad, ‘Türkçe giderse, Türkiye gider’ diye bir kitap yazmamış mıydı? Ah bu kestirmecilikler, bu kısa yoldancılıklar…

Ne halde olunduğunun farkında mıyız, memleketçe? Gerçekten?!

***

Şimdiki sözlerim, bu yazının yazılmasına vesile olan ‘zat’a!

Ey akademik unvan sahibi kimse!

Hırsız olduğunu biliyorsun!

Gel gör ki insan ihtiraslarının, hırslarının kurbanı, aciz bir yaratık…

Şimdi, varsayalım ki kitabı, bu fikirlerin gerçek sahibinden önce, sen bastırmış oldun. Bu ‘fırsatçılık’, senin hırsız olmadığın anlamına gelir mi?

Hakikatin ne olduğunu senin biliyor olman, yeterli değil mi?

Ve yine varsayalım ki senden başka hiç kimse, meselenin aslına vakıf değil… Yine de senin biliyor olman, vicdanında herhangi bir sızlamaya sebep olmayacak mı? O dizginleyemediğin nefsin, gerçeğin üstünü örtmene yardım edebilecek mi?

Alenen fikir hırsızısın…

Bir başkasının yıllarına mal olmuş emeklerini; bilgi uğrunda katlandığı çilelerin ve ince-eleyip sık-dokumasının ürünü olan ‘inci tanesi’ gibi fikirlerini, gözünü kırpmadan çaldın ve kendine mal ettin…

Bu gerçeği, kitap bastırarak ört-bas edebilecek misin?

Bir an için düşün istersen: Böyle yaparak, sonuçta, ne elde etmiş veya neyi ispatlamış oldun?

Ortaya döktüğün şey, sonuçta senin ne mal olduğunun göstergesi değil mi?

Bu bastırılmış kitap, senin nasıl da ucuz, basit ve ahlaksız bir çapulcu, yağmacı olduğunu göstermiyor mu?

Hiçbirisi kendine ait olmayan fikirler üzerine, kendi buluşlarınmış gibi bir eda takınarak bastırdığın bu kitap, senin tamahkâr kişiliğini ortaya dökmüş olmadı mı?

O kitap, senin sahip olma duygusuyla kıvranan, haset içindeki egonun teşhirinden başka bir anlama geliyor mu? Gelecek mi? Gelebilir mi?

Ve sen, neticede sahip olman gereken tüm mesleki ahlak ve haysiyeti ayaklar altına alan bu ihtirasınla, kendini şimdi düşürdüğün bu seviyeden, bir gün olsun pişmanlık duymayacak mısın?

Hırsızsın…

Gözünü ve kalbini hırs bürümüş bir zavallısın…

Hiç dinlemedim ama Mevlevi ayini bestelediğin söyleniyor... Bir hırsız nasıl beste yapar, bilmiyorum? Ama besteciliğin de kitap bastırman gibiyse, vay haline…

Belki bir yerlerden duymuşsundur. Tasavvufun bütün macerası manevi ve nefsani olgunlaşma üstünedir… Ama sen, ‘nefs-i emmare’nin en çukur derekesinde yaşarken, nasıl kalkıp da ayin besteleyebilirsin ki? Şaşılası bir hâl…

Ey kitap-bastırıcı yağmacı!

Aynaya bak…

Orada göreceğin akis, bir çapulcunun, bir fikir hırsızının sureti olacaktır…

Utanman var mı, bilmiyorum? Edep, hayâ senin için bir mana taşıyor mu?

Aynaya her gün, dikkatle bak…

Baktıkça orada bir ‘yüzsüz’ göreceksin!

Ve bir süre sonra fark edeceksin ki o yüzsüz ‘suret’, bir hırsıza ait…

Daha da dikkatle baktığında yine göreceksin ki o hırsızın yüz bulmuş hali, sensin…

Ne acı ki hayatının sonuna kadar bu lekeyle yaşayacak ve ölünceye kadar da o yüzsüz suretine bakıp duracaksın…

Ölüm döşeğinde bile, seni bu fikir hırsızlığına yeltendiren ve o fikirleri kendine mal ettirten çukur nefsin, yüzsüz suretine acı acı gülecektir…

Ey gaspçı!

Ne hazindir ki senin üzerinde hakkım var! Bunu biliyorsun…

Ve yine biliyorsun ki bu hakkı sana hiçbir zaman helal etmeyeceğim…

Vicdan azabından ve utançtan kahrolup yerin dibine geçmeyi isteyeceğin günler gelecektir…

Gerçekten üzülüyorum ki üniversitede hocalık yapıyorsun ve öğrencilerin var…

Bu yaptığınla, ömür boyu taşıyacağın bir utanca, mensubu olduğun eğitim kurumunu, öğrencilerini ve meslektaşlarını da dâhil etmiş olduğunu sakın unutma…

Mutlak surette biliyor ve inanıyorum ki Türkiye ‘müzik akademiyası’nın meslek ahlak ve onuruna sahip mensupları nezdinde, bu pervasız teşebbüsünden sonra hiçbir itibarın olamaz ve layık olduğun dışlanmaya da hakkıyla maruz bırakılacaksın… Akademi senin gibi hırsızları bünyesinde barındıramaz; barındırmamalıdır!

Yine de kendinle gurur duymalısın!

Başardın!

Bir kitap bastırdın…

Biliyorsun ki bastırdığın kitaptaki fikirler, başkasına ait. Başka bir aklın ürünü.

Biliyorsun ki o kitaptaki tespitlerin hiçbiri sana ait değil.

Ve yine biliyorsun ki…

Fikirlerini gasp ettiğin kişi, benim!..

Ben de bunu biliyorum.

. . .

Ha, unutmadan!

Kitabının hayrını gör...

 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi III. Yılında…
Akademik bilgi üretimi ve etik adına samimi bir serzeniş…
Fikir hırsızlığının kitabını bastırmış bir fikir hırsızı hakkında…
Türkiye’de, Alanında “İlk ve Tek” Olacak “Müzik Üniversitesi” Fikri, Nasıl Oldu da “İkinci” Güzel Sanatlar Üniversitesi Haline Getirildi?
Türkiye’de Mûsikî Alanında Yeni Bir Ütopya Gerçekleştirmek İçin Tespit ve Öneriler…
Türk Musikisi’nin “Bütünlüğü”; Öyle mi?..
"Eski Havalar"a dair…
Kedi-Ciğer Meselesi -1-
“Medeniyet Musikileri” Ölür mü?
Türk Musikisinin Devamı Olmak: Bir İddianın Düşündürdükleri…
Düşünsel “tek-yönlülük“ - “tek-boyutluluk”...
Bilmek mi zor, yapmak mı zor?..
Makam Kültürü ve Türkiye -2-
Makam Kültürü ve Türkiye - 1
Diğer Yazarlar

Tarihe Not Düşmek…
Açılımcılar - yorumcular- sanatçılar (Hangisinden yad eyleyim gönlümü)…
Kitabu İlmi'l-Musiki Alâ Vechi’l-Hurûfât'ın müellifi kimdir? -13-
TULUM-II - (Derilerin Sepilenmesi/Tabaklaması)
Maverıck Sabre vesilesiyle…
Prof. Önder Kütahyalı'yı sonsuzluğa uğurladık...
İlginç tanıdıklarım oldu…
Koro sendromu…
İşlevsel Müzikoloji - Functional Musicology…
Yeni YÖK’ün ve değerli başkanı Sn. Saraç’ın övgüye değer kararı: Müzik öğretmenliği açısından yapıcı bir değerlendirme…
Neveser Kökdeş olayı…
Müzikoloji ve Gökhan Yalçın’ın Kevseri Mecmuası...
Çevrimiçi Türk Halk Musikisi Videoları: "Konma Bülbül Konma Nergis Daline"
Günün Sözü
Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku…
(Francis Bacon)

Yazarlar 
Röportajlar
Etnomüzikoloji Dergisi’nin 2. sayısının yayını üzerine Fırat Kutluk ile röportaj...
Ayhan Sarı: Dergiden önce Etnomüzikoloji Derneği’nin kuruluş öyküsüyle başlayalım mı? Fırat Kutluk: Etnomüzikoloji Derneği ...
»
»
»
Tarihte Bugün
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,34ms